Özür Dilemenin Psikolojisi

Alperen Karaca

Alperen Karaca

Özür Dilemenin Psikolojisi

No Name - Anthony van Dyck

No Name - Anthony van Dyck

Hataların olmadığı, hiç kimsenin kalbinin kırılmadığı bir dünya fazla mükemmel olurdu değil mi? Doğamız gereği yanlış yapmamak elde değil; hatta araştırmalar gösteriyor ki neredeyse hepimiz günde en az bir kere özür dilemeyi gerektirecek bir davranış ile karşılaşıyoruz. Yapılan hataların ardından ise ilişkilerimizi farklı senaryolar bekliyor. Birini affetmek, affedememek, aslında hiç alınmamış olmak ya da affedebilmek için bir motivasyona ihtiyaç duymak bu senaryolardan bazılarını oluşturuyor. Aranılan motivasyon ise çoğu zaman sadece bir özür oluyor. Özür dilemek bir incelik veya kibarlıktan çok daha fazlası olarak karşımıza çıkıyor. Öyle ki dilenen bir özrün yapılan hataları geri alma gücü olmasa da özür dilemek bu yanlışlardan sonra ilişkileri bekleyen zorlukları aza indirgeme konusunda oldukça etkili oluyor. Özür dilemenin yaşanılan bir dargınlıktan sonra hem mağdur hem de suçlu için ciddi bir olumlu etkisi bulunuyor. Dilenen özür mağdur olan kişiye karşısındaki kişinin onu anladığını ve saygı duyduğunu gösteriyor. Aynı zamanda, haksız konumdaki kişi artık bir tehdit olarak algılanmıyor. Üstelik, suçlu ve mağdur arasındaki empatiyi kuvvetlendirmenin yanında ilişkilerde ileriye bakabilmek için gereken duygusal iyileşmenin de ilk adımları atılabiliyor. Ancak doğru bir şekilde özür dileyebilmek her zaman düşünüldüğü kadar kolay olmuyor. Kimi zaman ya doğru şekilde özür dileyemiyor ya da özür dileme konusunda bazı engellerle karşılaşıyoruz.
relate-banner

Özür dilemek henüz gelişim çağında öğrenilen ve sağlıklı ilişkiler kurabilmek için ebeveynler tarafından özellikle vurgulanan bir olgu olarak karşımıza çıkıyor. Özür dilemek ve özür kabul etmek konusunda sorunlar yaşayan bir çocuk; aile, okul ve arkadaş çevresinde sorunlar yaşayabiliyor. Öte yandan kimi zaman özür dileme davranışının aslında sorunları çözmediğine ve çok da gerekli olmadığına dair bir düşünce geliştirildiği için özür dileme davranışı ertelenebiliyor ya da hiç gerçekleştirilmeyebiliyor. Özür dilemenin etkisinin abartılıp abartılmadığını araştırmayı amaçlayan bir çalışmada ikili gruplar halindeki yetişkinlere güven temelli bir oyun oynatılıyor ve taraflardan birinin karşı tarafın güvenini kasti olarak kırması isteniyor. Ardından mağdur tarafa kendisinden özür dilenirse karşı tarafı ne derece affedebileceği ve o kişiye tekrar güvenip güvenemeyeceği soruluyor. Alınan cevaplar, özür dilenirse her şeyin eskisi gibi olabileceği doğrultusunda olsa da mağdurların özür dilendikten sonra karşı tarafı tam olarak affedemedikleri görülüyor ve tekrardan oynatılan güven oyununda karşı tarafa eskisi kadar güvenmedikleri gözleniyor. Deney sonunda yapılan röportajlarda ise mağdur taraflar karşı tarafın özürlerini samimiyetsiz ve stratejik bulduklarını ve bu nedenle de eskisi gibi hissedemediklerini belirtiyorlar. Yani her özür aynı sonucu vermeyebiliyor. Özür dilemesi gereken kişilerin yaşadığı problem genellikle özrün içeriğinden ziyade özür dileme niyeti ile ilgili oluyor.

Doğru bir özür telafi çabası, pişmanlık ve samimiyet gibi unsurları içeriyor. Bunlara ek olarak, kişilerin en çok zorlandığı kısım karşısındaki kişiye ve hatta kendisine "Ben suçluyum." cümlesini söyleyebilmesi oluyor. Tatmin edici bir özrün gerekliliklerini yerine getirirken bu zorlukların üstesinden gelme konusunda kişilerin karşılaştıkları 3 aşamalı bir bariyer bulunduğu görülüyor.

  1. Mağdur kişiyi ve ilişkiyi gözden çıkarılabilir görmek.
  2. Özür dilemenin kişinin kendi itibarını zedeleyeceğine inanmak.
  3. Özür dilemenin işe yaramayacağını düşünmek.
Birbiri ardına gelen bu engeller tek başına incelendiği zaman aslında özür dilemeye niyetlenen kişinin ilk aşamada kendine sorduğu soru "Özür dilemeye gerek var mı?" oluyor. Bu noktada özür dilemek işleri yoluna sokabileceği gibi reddedilme riskini de barındırıyor. Yukarıda bahsettiğimiz gibi özür dilemek aynı zamanda sosyal bir gereklilik olduğu için reddedilen bir özür, kişinin hem bireysel hem de toplumsal anlamda aşağılanması olarak algılanabiliyor. Bu da kişiyi özür dileyerek üstlendiği suçluluk ve pişmanlık ile baş başa bırakıyor. Sonuç olarak karşısındaki kişiyi ve aralarındaki ilişkiyi bu riski almaya değer görmeyen bir bireyin "Özür dilemeye gerek var mı?" sorusuna cevabının hayır olması muhtemel.

Özür dilemenin önündeki bir diğer engel de empati yoksunluğu olabiliyor. Kişi, karşısındaki kişinin neden incindiğini ve kendisinden tam olarak ne beklendiğini fark etmediğinde özür dilemeye de yatkın olmuyor. Bu bilgiye dayanarak yapılan araştırmalar ise aralarındaki bağın daha zayıf ve empati seviyelerinin daha düşük olduğu ikililerin birbirlerinden daha az özür dilediklerini gösteriyor.

"Özür dilemeye gerek var mı?" sorusuna cevabı evet olan birey, ikinci engel olan kendi itibarını zedeleme kaygısıyla yüzleşiyor. Bir insana zarar vermiş olmak toplumda "iyi" bir insanın sergileyeceği bir davranış olarak algılanmıyor. Özür dilemenin doğası gereği, çevresince itibar sahibi ve iyi olarak anılan bir kişi için suçu kabul etmek ve dile getirmek zorlu bir süreç olabiliyor. Kişi toplumsal kimliğinin zedelenmesinden ve kendisine "Ben iyi bir insan değil miyim?" sorusunu yöneltmekten endişe edebiliyor. Bu durumda birey karşısındaki kişi ve ilişkileri hakkında son derece endişeli olsa da benlik saygısı bu endişenin önüne geçiyor. Bunun yanında, bireyin bir kötülük yaptığını kabul etmesi kendisini eskisi kadar iyi biri olarak görmesine engel olabildiği için suçu kabul etmemesi de olası oluyor.

Öz güveni daha düşük olan ve daha kırılgan kişiler de aynı şekilde özür dilemekten kaçınıyor. Bu noktada kaçınma ya da yüzleşme davranışının sergilenmesinde en önemli faktörler öz şefkat ve öz farkındalık oluyor. Öz şefkati ve öz farkındalığı yüksek, kendini olduğu gibi kabullenebilen insanlarda özür dilemekten kaçınma daha az gözleniyor çünkü bu kişiler suçu kabul etmenin onları kötü biri yapmayacağının farkında oluyorlar. Bu noktada benlik saygısı ile ilgili kaygı duymayan birey ise üçüncü ve son engel ile karşılaşıyor: "Özrüm bir şeyi değiştirecek mi?". Bireyler özür dilemeleri gerektiğinde özür dilemenin iyi sonuçlarından çok, oluşturabileceği kötü sonuçları görmeye meyilli oluyorlar. Bu sebeple de karşılarındaki kişinin onları reddetmesi ya da özürlerinin bir işe yaramaması kaygısı aldatıcı derecede yüksek seviyede oluşuyor. Mağdurun daha ılımlı ve barışmaya daha niyetli gözüktüğü durumlarda ise bu aldatıcı illüzyon ortadan kalkarak karşı tarafın özür dileme ihtimalini oldukça artıyor.

Özür dilemenin suçun kabul edilmesi, mağdurun karşı tarafa olan kızgınlığının ya da kırgınlığının azalması, suçlu tarafın mağdurun gözündeki yerini geri kazanması ve mağdurun affetme isteğini artırması gibi kurtarıcı özellikleri olduğundan bahsettik. Fakat her özür aynı etkiyi yaratmayabiliyor. Kapsayıcı ve kendini savunma amacı olmayan bir şekilde özür dilemek karşı taraf için çok daha tatmin edici olabiliyor. Bu konuda bahsedilen kapsayıcı özür; telafi niyetini gösterme, suçu kabullenme, pişmanlık ve samimiyet gibi unsurları içeren özürken, savunmacı özür ise bu unsurlardan bazıları eksik şekilde dilenen özür oluyor. Örneğin kapsayıcı bir özür "Seni kırdığım için özür dilerim, o sözleri söylememem gerekirdi. Bu davranışımdan dolayı gerçekten çok pişmanım ve bundan sonra çok daha dikkatli olacağım." gibi bir cümle olabilecekken savunmacı bir özürde "Özür dilerim ama sen de bu konuda…" diye devam eden herhangi bir cümle duyulma olasılığı yüksek oluyor. Konu üzerine yapılan bir araştırmada, kaçıngan bağlanma stiline sahip kişiler arasında, karşı tarafı zaten gözden çıkarılabilir olarak algılamalarından ve kurulan empati bağının daha zayıf olmasından dolayı savunmacı şekilde özür dilemenin çok daha yaygın olduğu görülüyor. Narsisistik düzeyde benmerkezci bireylerde ise kapsayıcı özür dilemenin benlik saygısının zedelenmesi ihtimali nedeniyle oldukça nadir olduğu gözleniyor.

Günün sonunda doğru özür dileyebilmek ve özür kabul edebilmek ilişkiler için önemli bir yapı taşı. Bu sebeple diğer pek çok konuda olduğu gibi farkındalık ve öz şefkat konusunda adımlar atarak özür konusunda da epey yol katetmek mümkün oluyor. Ancak tüm bu süreci etkileyen bir diğer faktörü de unutmamak da fayda var: zaman. Tam anlamıyla affetmenin ve affedilmenin zaman içerisinde yerine oturduğunu unutmamak ve bu konuda pek de hızlı sonuçlar beklememek gerekiyor.

[1] Engel, B. (2002). The power of apology. Psychology Today. Retrieved from https://www.psychologytoday.com/intl/articles/200207/the-power-apology
[2] De Cremer, D., Pillutla, M. M., & Folmer, C. R. (2011). How Important Is an Apology to You?: Forecasting Errors in Evaluating the Value of Apologies. Psychological Science, 22(1), 45-48.
[3] Schumann, K. (2018). The Psychology of Offering an Apology: Understanding the Barriers to Apologizing and How to Overcome Them. Current Directions in Psychological Science, 27(2), 74-78.
[4] Vazeou-Nieuwenhuis, A., & Schumann, K. (2018). Self-compassionate and apologetic? How and why having compassion toward the self relates to a willingness to apologize. Personality and Individual Differences, 124, 71-76.
[5] Schumann, K., & Orehek, E. (2019). Avoidant and defensive: Adult attachment and quality of apologies. Journal of Social and Personal Relationships, 36(3), 809-833.

Benzer yazılar

Domenico Ronca – Jealousy

Kıskançlık romantik ilişkiler için sağlıklı olabilir mi?

Kıskançlık doğru zamanda ortaya çıktığında ve doğru yönetildiğinde romantik ilişkilerimizdeki tatmini, güveni ve bağlılığı artırabiliyor.
Muhammad Suleman - Souls of Sunshine

Kendimizle ilişkimiz romantik ilişki memnuniyetimizi olumlu etkiliyor!

Öz şefkat, duygusal zeka ve farkındalık gibi kendimizle olan ilişkimize dair kavramlar romantik ilişki memnuniyetimize etki edebiliyor.
Raımundo de Madrazo y Garreta, Masqueraders

“Hadi Beni Güldür Biraz!”

Araştırmalar mizahın partner seçiminde yer alan faktörlerden biri olduğunu gösteriyor. İyi bir mizah anlayışına sahip olmak, insanları daha çekici kılıyor
Lionel Le Jeune - Indian Summer

Daha Motive Hissetmeniz Mümkün!

Uzun süredir motivasyonsuz ve amaçsız hissediyor, günlerinizin durağan ve birbirinin aynısı gibi geçtiğini düşünüyorsanız languishing yaşıyor olabilirsiniz.
Mary Cassatt - Summertime

FOMO: Bir Şeyleri Kaçırma Korkusu

Arkadaşlarımızın davet edilmediğimiz buluşmalardan fotoğraflarını görmek ya da işsizken bir arkadaşımızın işe başladığını görmek… Bunlar içine korku salıyor mu? Eğer evetse FOMO’dan muzdarip olabilirsin!

Kendi Potansiyelini Keşfeden İnsanlar Neye Benzer?

Maslow’un ihtiyaç hiyerarşisini duymuş muydunuz? Bu piramitte en tepede yer alan “kendi potansiyelini keşfetmek” neye benziyor diye merak ediyorsan cevabı yazımızda.
Sahara Novotna - Willing To Take Risks

Riskten Kaçınmanın Riski: Konfor Alanlarımız

Siz de konfor alanınızdan çıkmakta zorlanıyor ve bir türlü risk alamıyorsanız bu yazıdan ilham alabilirsiniz!
Munch - Seated Male Nude in the Forest

Partnerler Arasındaki Cinsel İstek Farklılığı İlişkinin Sonu mu?

Partnerlerin cinsel istek seviyeleri farklı olursa bu durum ayrılıkla sonlanmak zorunda mı? Yoksa bir çözüm yolu bulunabilir mi? Cevapları yazımızda!

İlişkilerdeki 4 Alarm Verici İşaret

Romantik ilişkilerimizde büyük sorunlar baş göstermeden önce genellikle bize küçük ve gizli bazı uyarı işaretleri veriyorlar. Bu işaretler hakkında farkındalık kazanmak hem sağlığımızı korumamıza hem de daha olumlu ilişkilere adım atmamıza yardımcı olabilir.

“Ve Sonsuza Dek Mutlu Yaşadılar…”

Bir ilişkiye, çoğu zaman “sonsuza dek mutlu yaşamak” gibi beklentilerle başlarız. Ancak bu beklentiler karşılanmayınca hayal kırıklığına uğrayıp öfkelenir, hatta belki bazen o ilişkide olmaktan pişmanlık bile duyarız.

footer