Ekofeminizm Nedir?

Begüm Yılmaz

Ekofeminizm Nedir?

Ling Chen for Vogue Korea- Jongha Park

Ekofeminizm terimi, ilk kez 1974 yılında Françoise d'Eaubonne tarafından yazılan bir kitapta kullanılıyor ve etkisi günümüze dek süren bir akımın başlangıcı oluyor. Feminizmle çevreciliği bir araya getiren bir terim olan ekofeminizm ya da çevreci feminizm, ortaya çıktığı ilk yıllarda daha çok kadınların çevreci bir dönüşüm yaratabilme potansiyeline odaklanıyor. Kültürel feministler, söz konusu çevre olduğunda bir görüş ayrılığı yaşıyorlar. Bir taraf kadınların doğurma yetileri dolayısıyla doğayla biyolojik bir bağı olduğunu savunurken başka bir grup da kadınların doğayla iç içe olduğu düşüncesinin ardında doğadaki çevresel problemleri çözmenin kadınların işi olmasının yattığını düşünüyor. Yani bazı feministlere göre kadınların doğayla biyolojik bir bağının olduğu düşüncesi aslında ironik bir şekilde kadınlara bir yük bindirerek kadınların aleyhine işleyen bir mekanizmaya dönüşebiliyor. Ancak ortaklaşılan bir nokta var ki o da doğa ile kadınların arasında özel ve anlamlı bir bağ olduğu. Kültürel feministlere göre bu bağ kadınların ve doğanın üzerindeki anlamsız hakimiyetin giderilmesini sağlama gücünü barındırıyor.


Çalışmalar; kadınların eğitim, sağlık, çevresel etkiler gibi sosyal konularla daha çok ilgilendiğini gösteriyor. Yapılan bir araştırma, seçilerek göreve gelen kadınların diğer kadınları, aileleri ve çocukları doğrudan etkileyen somut sorunları çözmeye öncelik verdiğini söylüyor. Bir başka çalışmada, devlet yönetiminde daha yüksek oranda kadın olan ülkelerde uluslararası çevre anlaşmalarının daha fazla onaylandığı bulunuyor. Buna karşın küresel çevresel politikalar konusunda karar merci olan kişilerin sadece %12'sinin kadın olduğunu görülüyor. Ancak raporlara göre iklim krizi sonucu ortaya çıkan bir felakette kadınların hayatlarını kaybetme riski 14 kat daha fazla. Bunun sebebi olarak kadınların çocuk ya da yaşı büyük birinin bakımı gibi nedenlerle evde daha çok vakit geçirmesi veya evin çok daha iç bölgelerinde bulunarak bulundukları yerden çıkamamaları gösteriliyor.

Ekofeminizmin ana amacı doğa-insan ya da kadın-erkek gibi ikilikleri ortadan kaldırarak herkes için eşit bir düzlem yaratabilmek. İkilikler söz konusu olduğunda iki şey arasında olabilecek benzerliklerden ziyade aralarındaki farka odaklanıyoruz ve bu da taraflardan birine daha fazla güç ithaf edip diğerini daha önemsiz kılmayla sonuçlanabiliyor. Örneğin, kadın erkek ikiliğine çok fazla odaklanmak taraflardan birini, genellikle de erkekleri, daha güçlü bir konuma koyarak kadınların bu ikiliğin "doğası gereği" güçsüz tarafı temsil ettiği düşünülebiliyor. Bu ikilik kadınlar ve erkekler arasında görüldüğünde birbirinden iki "farklı" insan türü gibi bir ayrım oluşuyor. Öte yandan bu farkı, doğa ve insan olarak iki başlıkta da inceleyebiliyoruz. Burada daha çok insana ait şeyler ve doğaya ait şeyler diye bir ayrım meydana geliyor. Bu ayrımın sonucunda doğayı kendimizden apayrı bir şey olarak algılamak kaçınılmaz olabiliyor. Böylece bizden olmayan bir şeyi kolayca yok edebiliyor, yok etme teşebbüsünde bulunabiliyor ya da bir gün o olmadan yaşayabileceğimize inanabiliyoruz. Bu ayrım, kimi zaman öylesine belirginleşiyor ki kendimizi doğadan daha üstün ve önemli varlıklar olarak görebiliyoruz. Bu da ne yazık ki hayvanları daha "aşağıda" varlıklar olarak görüp onlara bir güç uygulamaya çalışma ya da doğaya zarar verme gibi yıkıcı davranışların bir başlangıcı olabiliyor.

Peki söz konusu çevreyi koruma olduğunda kimler daha aktif bir rol oynuyor?

10 yıllık süren bir araştırmanın sonuçları bize bu konuda bir fikir veriyor. Çalışmaya göre, kadınlar tükettikleri ürünlerle birlikte ne kadar karbon ayak izi salınımına neden olduklarının daha çok bilincindeler. Çalışma 14 ülkede gerçekleştirildiğinden ve incelenen tüm ülkelerde benzer sonuçlar bulunduğundan, kadınların genel olarak çevresel bilincinin daha yüksek olduğunu söylemek çok da yanlış olmaz. Öte yandan, yakın zamanda iklim aktivistleri üzerine yapılan bir çalışma da bu bulguyu destekleyecek bir sonuca ulaşıyor: Günümüzde genç iklim aktivistlerinin çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor. Ne yazık ki iklim aktivistlerinin çoğunluğunu kadınların oluşturması durumu yönetimde ve karar almada söz sahibi olanlar arasında pek de görülmüyor. Kadınlar günümüzde hala, özellikle de söz konusu çevresel politikalar olduğunda seslerini duyurabilecek ve yeni politikalar geliştirebilecek bir alana çok nadir sahipler. Bu da bize alan tanınmayan seslerin aslında belki de çözümün önemli bir halkası olabileceğini düşündürtüyor.

1- Warren, K. J. (2001). Feminist theory: Ecofeminist and cultural feminist. International Encyclopedia of the Social & Behavioral Sciences, 5495"“5499.
2- Puleo, A. H. (n.d.). What is Ecofeminism?. IEMed. Retrieved from https://www.iemed.org/publication/what-is-ecofeminism/.
3- Bove, T. (2021, July 19). Ecofeminism: Where gender and climate change intersect. Earth.Org. Retrieved from https://earth.org/ecofeminism/.
4- Women suffer the most from climate displacement. (2020, July 13). PreventionWeb. Retrieved from https://www.preventionweb.net/news/women-suffer-most-climate-displacement.
5- Zelezny, L. C., Chua, P. P., & Aldrich, C. (2000). Elaborating on gender differences in environmentalism. Journal of Social issues, 56(3), 443-458.
6- Boucher, J. L., Kwan, G. T., Ottoboni, G. R., & McCaffrey, M. S. (2021). From the suites to the streets: Examining the range of behaviors and attitudes of international climate activists. Energy Research & Social Science, 72, 101866.

Benzer yazılar

Geleneksel Erkeklik Anlayışı

"Erkekler ağlamaz.", "Erkek adam işine bakar, ev işleriyle uğraşmaz." Gerçekten öyle mi? Bu cinsiyetçi normlar erkekleri nasıl etkiliyor?

Sinemada Kadın Dayanışması: Thelma & Louise

Feminist ögelerin güçlü bir şekilde yansıtıldığı, kız kardeşliğe dayanan Thelma & Louise filmini inceledik. Keyifli okumalar!

Marina - Ancient Dreams in a Modern Land

Marina cinsiyetçi tutumlara ve kadın cinselliğe dair normlara eleştiriler sunuyor. Peki hangi şarkıları hangi mesajı vermek istiyor?