Bu tecrübe yaşamımızda birçok yeniliğe yer açtığı için hem olumlu hem de olumsuz duygular ve tecrübeler yaşıyor olmamız oldukça doğal. Fakat uzaklarda yaşarken olumsuz duygular hissetmek ve onları paylaşmakla ilgili biraz daha fazla zorluk çekiyoruz. Yeni kültürlerle, yeni şehirlerle, yeni insanlarla, yeni yaşam biçimleriyle tanışma şansına sahip olduğumuz için sanki olumsuz duygular yaşamaya ve bunlar hakkında şikayet etmeye hakkımız yokmuş gibi hissedebiliyoruz. Kimi zaman çevremizden gelen, kimi zaman da kendi kendimize uyguladığımız bu baskı duygularımızla baş etmemizi zorlaştırabiliyor. Madalyonun diğer yüzüne bakarak bu hisleri normalleştirmek nasıl olurdu?
Tıpkı bir balayına benzeyen ilk heyecan yavaşça son bulduğunda ve yaşam günlük ritmine kavuştuğunda kendimizi yalnız ve özlem dolu hissedebiliyoruz. İçinde bulunduğumuz yeni toplumun değerlerine ve alışkanlıklarına adapte olmamız zaman alabiliyor. Kimi zaman gelmeden önce hayalini kurduklarımızla gerçekte yaşadıklarımız ayrı düşebiliyor. Ne kadar dışa dönük olsak da sosyal ilişkiler kurmakta güçlük çekebiliyoruz. Bazen duygularımızı, inançlarımızı veya fikirlerimizi paylaştığımızda anlaşılmadığımızı hissedebiliyoruz. Ülkemizde önemli bir olay yaşandığında benzer duyguları yaşayan insanları görememek olumsuz duygularla baş etmemizi zorlaştırabiliyor. Bazense nereye ait olduğumuzla ilgili kafa karışıklığı yaşıyoruz. Buradayken orayı, oradayken burayı arayabiliyoruz. Evdeki yemek kokusunun, köşedeki bakkal amcanın ya da kalabalık bir dost sofrasının özlemini çekebiliyoruz.
Bunların hepsi doğal ve hepsi yaşamın bir parçası. Olumlu duygular yaşamaya hakkımız olduğu gibi olumsuz hislere sahip olmaya da hakkımız var. Böyle hissetmek başarısız olduğumuzu, içinde bulunduğumuz şartları hak etmediğimizi ya da memnuniyetsiz insanlar olduğumuzu göstermiyor. Aksine bu duyguları kucaklayarak onları normalleştirdiğimizde bu rengarenk deneyimin içerisinde özgürleşiyoruz. Çünkü bu duygular bizim de insan olduğumuzu gösteriyorlar.



