Yakın İlişkiler Öneriyor

Dünyayı Anlamlandırmada Edebiyatın Yeri: Yazmak Üzerine Yapıtlar – 2

A Student Reading at His Desk – Thurston Hopkins (1956)

Edebiyat, yaşamımız boyunca tanık olma fırsatımızın olmadığı binlerce farklı yaşama bizi misafir edebiliyor, hatta karakterlerle özdeşleştirerek anlatının bir parçası haline getirebiliyor. Uzak dünyaları yakın kılarken empatik deneyimi güçlendirebiliyor. Biz de bu yazımızda modern edebiyatın önde gelen romancılarının edebiyatın ve yazmanın büyüsü üzerine kimi kitaplarını derledik.  

 

Genç Bir Romancının İtirafları / Umberto Eco

“Kurmaca karakterlerle ve yaptıkları işlerle özdeşleşebiliriz, çünkü anlatı konusundaki anlaşma uyarınca, onların hikâyesinin olası dünyasında, orası bizim gerçek dünyamızmışçasına yaşamaya başlarız.”     

Umberto Eco, kitabını yetmiş yaşındayken kaleme almasına rağmen Genç Bir Romancının İtirafları başlığını özellikle tercih ediyor; çünkü önemli bir yankı uyandıran Gülün Adı adlı ilk romanının yayımlanışı nispeten yeni (!): yaklaşık otuz yıl önce. Kendini umut vaat eden bir romancı olarak niteleyip otuz yıllık edebiyat geçmişine rağmen kendini henüz yolun başında sayıyor. Bu yorumunda olduğu gibi mütevazı tavrı ile mizahi yaklaşımı kitap boyunca kendini hissettiriyor.

Eco, kimi bölümlerde semiyotik açıklamalara ve dilbilgisel konulara değinmesine karşın kuramsal yanı değil, gündelik dili ağır basan bir yapıta imza atıyor. Cervantes, Rabelais, Tolstoy, Proust, Joyce gibi birçok romancıyı anıyor; ancak kitabın temeli kendisinin nasıl ve hangi yolları kullanarak yazdığına, pek çok ülkede ses getiren romanlarının yazılış öykülerine dayanıyor. Kurmaca-gerçek dünya ayrımı; metnin kendisinin, yazarın ve okurun niyetleri arasındaki farklılıklar, romanlarında kullandığı çeşitli anlatım teknikleri ve listeleme adını verdiği yöntemi kitabın ana hatlarını oluşturuyor.

Cevap aradığı önemli sorulardan biri ise şu: “Asla var olmadığını bildiğimiz bir kişinin kederini derinden paylaşmamızın anlamı nedir?” Roman okurken ya da bir film izlerken karşılaştığımız kurmaca karakterlerin sevinçlerinden, üzüntülerinden, heyecanlarından, kaygılarından, kısacası çok çeşitli duygularından neden bu kadar etkileniriz? Yazar bu soruyu ontoloji (varlık bilimi) ve semiyotik (göstergebilim) üzerinden “büyülenme”, “özdeşleşme” gibi psikolojik kavramlara da değinerek yanıtlamaya çalışıyor.

 

Yazma Üzerine Sohbetler / Ursula K. Le Guin

“Hem bilimin hem de şiirin dillerinin bizi, cehaletimize veya sorumsuzluğumuza derman olmayan sonsuz ‘enformasyonu’ salt istiflemekten kurtarmasına ihtiyacımız var.” 

Ursula K. Le Guin ile David Naimon’un söyleşisi kurmaca, şiir ve kurmacadışı başlıkları altında üç ana bölüme ayrılıyor. Le Guin sırasıyla üç ayrı alanda da görüşlerini paylaşırken romanlarından, şiirlerinden ve yaşamdaki ilkelerindan bahsediyor. Aynı zamanda yazarlık atölyeleri de düzenleyen yazar, atölyelerdeki uygulamalarını, yalın yazma çalışmalarını, kelimeler arası ritmin, üslubun önemini, dil işçiliği konusundaki düşüncelerini aktarıyor.

Romanlarının aksine şiirlerinde fantezi ögelerine yer vermediğini, şiir dilini farklı bir bağlamda düşündüğünü söylerken Taoizm ile Budizmin felsefesinden çok etkilendiğini, bunun da şiirlerine büyük ölçüde yansıdığını örneklerle dile getiriyor. Şiirleri daha çok bireyin dünya içindeki yerine odaklanıp yalın bir dille özgün imgeleri içeriyor. Ayrıca, Harry Potter kitaplarının yazarı J. K. Rowling’in yıllarca kitaplarını yayımlatamamasına benzer bir hikâyesi olan Le Guin, altı-yedi yıl boyunca hiçbir kitabını bastıramadığı günleri de anlatıyor.

Le Guin’in önemsediği konuların başında sanatın ticarileştirilmesi geliyor. Buna karşı çıkan yazar dünyaca üne kavuşan kitaplarına rağmen hayatı boyunca ülkesindeki küçük yayınevleriyle çalışıyor. Aynı zamanda, dilin toplumsal cinsiyeti oluşturan temel ögelerden biri olduğuna inandığı için İngilizcedeki “he” zamirinin kadınları da dile getiren şekilde kullanılırken “she”nin böyle bir kapsayıcılıktan yoksun olmasına karşı. Bu nedenle romanlarında “they” zamirini kullanarak cinsiyet temelli vurguları, İngilizcede yaygın olan “he” kullanımını reddediyor. Bunların yanı sıra, hâlâ çocuklara özgü kabul edilebilen fantastik edebiyatın neden önemli ve son derece “ciddi” olduğu hakkında görüşlerini paylaşıyor.

 

Saf ve Düşünceli Romancı / Orhan Pamuk            

“Romanlar ikinci hayatlardır.”

Orhan Pamuk Harvard Üniversitesi’ndeki Norton derslerinin ardından burada değindiği konuları yeniden düzenleyerek kitaplaştırıyor. Edebiyatla ilgili çok sayıda önemli noktayı içeren Saf ve Düşünceli Romancı bu şekilde ortaya çıkıyor. Orhan Pamuk’a göre roman yazmak ve okumak “dünyayı kelimelerle görmek ve gördürmek mutluluğu” olduğundan kelimelerle kurmaca dünyaların hangi tekniklerle, nasıl ele alındığını irdeliyor.

Alman edebiyatından Türk edebiyatına, İngiliz edebiyatından Rus edebiyatına, İran edebiyatından İspanyol edebiyatına çok sayıda ülkeden, birçok yazara değiniyor Orhan Pamuk. Roman ve yazar adlarından oluşan bir resmigeçit var adeta. Diğer metinlerle bu denli güçlü şekilde iletişime giren, görüş alışverişinde bulunan, onlara atıf yapan bir metin daha bulmak oldukça zor. T. S. Eliot’un öne çıkardığı “nesnel karşılık”, Antik Yunan’daki “ekphrasis” (kabaca bir resmi tasvir etme) kavramları, Flaubert’in “doğru kelime” (mot juste) arayışı, postmodernizm, tarihi ve siyasi roman yazımı; kitapta değinilen noktalardan sadece birkaçı.

Ayrıca, Eco’nun da kitabında vurguladığı gerçek yaşam-kurmaca dünya ayrımına, kimi zaman da aradaki muğlaklıklara değiniyor Orhan Pamuk. Özellikle bazı okurları tarafından Masumiyet Müzesi romanının Kemal karakteriyle özdeşleştirilmesinden yakınırken romanların ne bütünüyle kurgu ne de bütünüyle gerçek olduğunu ekliyor. Müzeler ve romanların ilişkisini ele aldığı bölümde Çukurcuma’daki “Masumiyet Müzesi”ni kurma öyküsünü de detaylıca anlatıyor. Aynı adla yayımladığı romanının ardından kurulan müze, kurmaca karakterler üzerine kurulmuş bir müze olmasıyla da ayrı bir öneme sahip. Bunun yanı sıra, özellikle romanlarının oluşum süreci, İstanbul’da on sekiz ile otuz yaşları arasında büyük bir iştahla roman okuyarak geçirdiği yıllar, kullandığı anlatım teknikleri gibi şahsi konulara da önemli bir yer veriyor. Böylece, Nobel ödüllü bir yazarın dünyasına “içeriden” bakma fırsatı elde ediyoruz.

Yazan: Alkan Özdemir

Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök