Romantik İlişkiler

Evlilikler Nasıl Bitiyor? Hangi Davranışlar İlişkileri Boşanmaya Sürüklüyor?

Mr. and Mrs. Edwin Edwards – Henri Fantin-Latour (1875)

Nikah memurlarının evlenecek her çifte sorduğu çok ünlü bir soru vardır: “İyi günde kötü günde, hastalıkta sağlıkta birlikteliğinize evet diyor musunuz?” Bu soruya büyük bir heyecanla evet cevabının verildiğine birçoğumuz şahit olmuşuzdur. Peki ne oluyor da sözü verilen birliktelik zarar görüyor? Boşanmaların sebebi partnerlerden biri mi yoksa her ikisi de ilişkinin boşanmayla sonuçlanmasına neden olabilir mi? Boşanmaya yol açabilecek şeyleri önceden görebilmek ve engelleyebilmek mümkün müdür?

2013 yılında yapılan bir araştırma ayrılık ve boşanmaların iki çeşit ilişkiden etkilendiğini söylüyor: kişinin kendisiyle ilişkisi ve kişilerarası ilişkiler1. Araştırmaya göre bu ilişki tiplerindeki bazı davranış eğilimleri romantik ilişkilerin sonlanmasında ön gösterge rolü oynayabiliyor. Kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin romantik ilişkisine etki edebileceği alanlar özellikle bireysel farklılıklar ve kişilik özellikleri, bağlanma dinamikleri, kişinin kendi ebeveynlerinin boşanmış olması ve evlenmeden önce birlikte yaşama başlıkları altında inceleniyor. Kişinin partneri ile kurduğu ilişkinin romantik ilişkisine etki edebileceği alanlar ise iletişim ve evlilikteki etkileşim biçimleri, sadakat, tecrübe eşitsizliği ve bağlamsal etmenler ve süreçler gibi başlıklar üzerinden değerlendiriliyor.

 

  1. Kişinin Kendisiyle Kurduğu İlişki ve Boşanma

Uzmanlar, ilişkilerin boşanma ile bitmesinde temel sorun olarak özellikle sınıf, yaş, cinsiyet gibi etmenlerden kaynaklanabilecek uyumsuzlukları gösteriyor1. Bir ilişkide kişilerin duygusallık ve duygularını ifade etme alanındaki benzerlikleri evlilikteki tatmini artıyor. Araştırma sonucuna göre nevrotik kişiler hem nezaket hem de insaftan yoksunluk gösteriyorlarsa ilişkilerinin boşanma ile sonuçlanmasının çok yaygın olduğu görülüyor. Ayrıca kişilik bozukluklarının da boşanmayla ilişkili olduğu bulunuyor. Sonuç olarak kişilik özellikleri ve bireysel farklılıklar eğer büyük bir uyumsuzluk yaratacak seviyede ise boşanmanın göstergelerinden olabiliyorlar.

Boşanma ile ilişkisi bulunan başlıklardan bir diğeri ise bağlanma. Bebeklik döneminde bakımverenlerimizle kurduğumuz bağlanma ilişkisi yetişkin hayatımızda romantik partnerlerimizle kurduğumuz ilişkileri de etkiliyor. Bağlanma güvensizliği yaşayan kişilerde terk edilme kaygısına yüksek düzeyde rastlanıyor. Bağlanma kaygısı olan kişiler kendilerini ilişkilerinde değersiz hissetmeye daha yatkın oluyorlar. Bağlanma stillerimizin yol açtığı kaygı ve güvensizlik ise mutsuz evliliklere yol açabiliyor.

Boşanmanın hem çevresel hem de genetik olarak aktarılabileceği söyleniyor. Ancak bu ihtimalin var olması ebeveynleri boşanmış kişilerin ilişkilerinin de boşanmayla sonlanmaya mahkum olduğu anlamına gelmiyor. Tek yumurta ikizlerinin boşanma oranlarının çift yumurta ikizlerine göre daha fazla uyum göstermesi bize genetik bir ilişki olabileceğini gösteriyor. Ebeveynlerinin boşanmasına şahitlik etmiş kişilerin kendi romantik ilişkilerinde ayrılık karşısında daha savunmasız olmaları ise çevresel bir faktör olarak değerlendiriliyor. Boşanmanın görülmediği ancak aile içi anlaşmazlıkların görüldüğü bir aileden gelen ve bunlara dair anılara sahip olan bireyler de evliliklerinde sıkıntılarla karşılaşabiliyorlar.

Bazı insanlar boşanmayı çok önemli ve büyük bir olay olarak görürken bazıları hayatın bir parçası olarak değerlendirebiliyorlar. Kişilerin boşanma hakkındaki görüşleri ve evlilik hakkındaki görüşleri arasında bir ilişki bulunuyor.. Örneğin; evlenmeden birlikte yaşayan çiftler genellikle sosyal baskı sonucu evliliğe yöneliyorlar1. Birlikte yaşamak için evlenmeye ihtiyaç duymayan bu çiftler evliliği evlenmeden önce birlikte yaşamamış kişilerle kıyaslandığı zaman daha az kutsal buluyorlar. Evliliğin kutsallığına diğerleri kadar inanmayan bu kişiler boşanmak konusunda da daha rahat olabiliyorlar.

 

  1. Kişinin Partneriyle Kurduğu İlişki ve Boşanma

Çiftlerin ilişkilerinde tercih ettikleri iletişim ve etkileşim biçimleri ilişkinin devamı için önemli bir rol oynuyor. 1984 yılında yapılan bir çalışmaya göre iki etkileşim biçimi boşanmaya yol açabiliyor: duygusal olarak kendini açmamak ve duygusal olarak dengesiz saldırı-savunma halinde olmak6. Duygusal olarak kendini açmayan kişiler genelde çatışmalar sırasında kaçınma davranışları sergiliyorlar ve bu iletişim eksikliği boşanmaya yol açabiliyor. Duygusal olarak dengesiz olup saldırı-savunma etkileşiminde bulunmak ise küs-barış döngüsüne girilmesine sebep oluyor ve bu durum da evliliğin erken dönemlerinde boşanmayla sonuçlanabiliyor. Daha önce bir yazımızda ilişkilerde görülmesi durumunda ayrılığa yol açabilecek dört davranıştan bahsetmiştik. Bu davranışlar “eleştiri, savunmaya geçme, küçümseme (aşağılama ya da hor görme) ve duvar örme davranışları” olarak tanımlanıyor.

Mutlu ve mutsuz giden ilişkileri ayırma konusunda ilişkiden alınan tatmin de önemli bir rol oynuyor. İlişkilerde tatmin beklentilerin ve elde edilenlerin dengelenmesi ile hesaplanıyor. Partnerlerin ilişkiye bağlılıkları ilişkideki kişilerden birinin ilişki hakkındaki hisleri kadar önem taşıyor. Taşıdığı bu önemden dolayı, ilişkiye bağlılık konusunda herhangi bir huzursuzluk oluştuğu zaman bu huzursuzluk ilişkiyi boşanmaya götürebiliyor. Bunlara ek olarak ilişkideki tecrübe eşitsizliği de kişilerin ilişkiye ne derecede dahil olduklarını etkileyebiliyor. Partnerine kıyasla ilişkiye duygusal olarak daha çok dahil olduğunu düşünen kişilerin ilişki tatmininde bir düşüş görülüyor.

 

Evlilik ve romantik bağlam dışındaki faktörler de ilişkileri tatmin, süre ve kalite bakımından etkileyebiliyor. Bu faktörler kişilerin üstlendiği ekonomik yük ve iş yükü, ebeveynliğe geçiş süreci, stres ve ihanet olarak dörde ayrılıyor:

  1. Ekonomik yük ve iş yükü alanında bizi strese sokan durumları ilişkilerimize iletişimde zayıflama, çatışmalarda artış ve ilişki memnuniyetinde kötüleşme olarak yansıtabiliyoruz.
  2. Ebeveynliğe geçiş sürecinde ise özellikle ilk çocuğun ebeveynlerini strese soktuğu ve bu stresin de evlilikleri etkilediği gözlemleniyor. Çocuklu ve evlilik memnuniyeti düşük ebeveynler ile çocuksuz ebeveynleri karşılaştırdıkları bir araştırmaya göre evlilik memnuniyeti ve çocuk sayısı arasında ters bir ilişki olduğu bulunuyor3. Çocuk sayısı arttıkça evlilikten duyulan memnuniyet azalıyor.
  3. Stres hayatımızda finansal, ailevi veya günlük bir şekilde yer alabiliyor. Bir araştırmaya göre stres seviyesi artan kadınlar ilişkilerindeki belirli sorunları daha çok algılamaya başlıyorlar ve buna bağlı olarak da o kişilerin ilişki memnuniyetlerinde düşüş görülüyor4. Stresi fark etmek ilişkilerin gidişatı için önem taşıyor çünkü stresin ilişkiye etkisi direkt olarak görülemiyor. Bu nedenle eşler farkına varmadan stres ilişkiyi içeriden bitirebiliyor.
  4. Son olarak ilişkilerin devamlılığında sadakat çok büyük bir rol oynuyor. Sadakatin zarar gördüğü durumlarda ilişkiler zorlu bir sürece girebiliyor. İhanet söz konusu olduğunda akla ilk gelen evlilik dışı ilişkiler oluyor5. Araştırmaya göre ihanetin boşanmaya olan yatkınlığı %74 artırdığı görülüyor2.

 

Yazıda değindiğimiz üzere evliliklerin sonlanmasında etkisi olabilecek birden fazla etmen bulunuyor. Bu unsurların tamamını incelediğimizde bazıları üzerinde daha az kontrolümüz olduğunu görüyoruz; kendi bakımverenlerimizle çocukluğumuzda kurduğumuz ilişki gibi. Bazı etmenlerin de boşanma ile arasında bir ilişki bulunduğunu düşünemeyebiliyoruz; çocuk sahibi olmak veya evlenmeden birlikte yaşamak gibi. İçinde bulunmayı tercih ve talep ettiğimiz ilişki için bu unsurların farkında olmak ve kontrol sahibi olduklarımız üzerine uğraşmak daha sağlıklı bir ilişki kurabilmek adına önem taşıyor.

 

Yazan: Büşra Kösem

Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök

 

Kaynaklar:

  1. Lee, L. A., & Sbarra, D. A. (2013). The predictors and consequences of relationship dissolution: Breaking down silos. In C. Hazan & M. I. Campa (Eds.), Human bonding: The science of affectional ties (p. 308–342). Guilford Press.
  2. Amato, P. & Previti, D. (2003). People’s Reasons for Divorcing: Gender, Social Class, the Life Course, and Adjustment. Journal of Family Issues, 24(5), 602-626.
  3. Twenge, J. M., Campbell, W. K., & Foster, C. A. (2003). Parenthood and marital satisfaction: A meta-analytic review. Journal of Marriage and Family, 65(3), 574-583. doi:10.1111/j.1741-3737.2003.00574.x
  4. Neff, L. A., & Karney, B. R. (2007). Stress crossover in newlywed marriage: A longitudinal and dyadic perspective. Journal of Marriage and Family, 69(3), 594-607. doi:10.1111/j.1741-3737.2007.00394.x
  5. Whisman, M. A., Dixon, A. E., & Johnson, B. (1997). Therapists’ perspectives of couple problems and treatment issues in couple therapy. Journal of Family Psychology, 11(3), 361-366. doi:10.1037/0893-3200.11.3.361
  6. Gottman, J. M., & Levenson, R. W. (2002). A two-factor model for predicting when a couple will divorce: Exploratory analyses using 14-year longitudinal data. Family Process, 41(1), 83-96. doi:10.1111/j.1545-5300.2002.40102000083.x