Romantik İlişkiler

Romantik İlişkilerde Güven

The Lovers- Henri Martin

Güven, ilişkilerimizden bahsederken adı sıklıkla geçen bir kavram. İlişkilerimizde ön planda olmasının sebeplerinden biri de aslında ilişkilerimizin kurulmasında, gelişmesinde ve ayakta durmasında çok önemli bir yere sahip olması. Bu yazımızda, romantik ilişkilere odaklanarak güvenin gelişiminden ve zedelenme sürecinden bahsedeceğiz.

  • Güven ve İlişkiler

Yüksek seviyede güven içeren ilişkilerde bireyler, birbirlerinin ihtiyaçlarını ve öz-değerlerini kabul edip birbirlerine yardımda bulunuyorlar4. Bu yardımlar koşulsuz olarak görülüyor ve partnerler bu yardımların arkasında olumlu ve içsel olarak motive edilmiş niyetler olduğuna inanıyorlar4. Aynı zamanda bu bireylerin ilişki modelleri daha tutarlı ilişki deneyimlerini de içeriyor4. Daha az güven içeren ilişkilerde yer alan bireyler ise partnerlerinin niyetlerine ve davranışlarına daha şüpheci yaklaşabiliyorlar4. Bu bireyler, güvenmeye ilişkin umut ve korkuların birbirine karıştığı daha az tutarlı ve daha parçalı, bütünleşmemiş ilişki modellerine sahip olabiliyorlar4. İlişkide daha fazla belirsizlik algıladıkları için partnerlerinin ihtiyaçlarını karşılama becerilerine, olası ayrılık ve reddedilme ipuçları içeren davranışlara karşı daha hassas ve duyarlı olup partnerlerinin bu becerilerini ve yakınlıklarını sık sık “test ediyorlar”2,4. Bu bireyler, olumlu partner davranışlarının ilişkileri için umut verici olduğunu düşünürken herhangi bir olumsuz davranışı da ilişkinin sona ermesine sebep olabilecek bir kanıt olarak görebiliyor4. Olası ilişki problemlerine karşı daha tetikte oldukları için bu problemlerle veya anlaşmazlıklarla başa çıkma yolları genellikle partnerlerinin güvenini ve bağlılığını sürekli sorgulamak olabiliyor2,4. Bu sürekli sorgulama ve partnerin niyetlerine şüpheyle yaklaşma hali aslında güveni ve yakınlığı zedeleyebiliyor2,4. Düşük seviyelerde güven içeren ilişkilerde yer alan bireyler ise partnerlerinin ihtiyaçlarına duyarlı olma becerisine çok az seviyede güveniyorlar4. Sonuç olarak ilişkiler hakkında oldukça olumsuz görüş ve beklentilere sahip olabiliyorlar4. Bu bireyler, partnerlerinin olumsuz davranışlarını daha çok vurgularken olumlu davranışlarını göz ardı edebiliyorlar4. Aynı zamanda partnerlerinin ihtiyaçlarına yanıt vermeyeceğine yönelik inançlarından dolayı, güveni geliştirmek için gerekli olan kişilerarası riskleri alamayabiliyorlar4. Yine bu bireyler, ilişkilerinde problem yaşadıklarında aşırı rekabet, kıskançlık, kızgınlık veya intikam gibi güveni zedeleyebilecek duygular besleyebiliyorlar4.

Bazı yaklaşımlara göre ise ilişkilerde ortaya çıkan anlaşmazlıklar, aslında güvenin gelişimi için zemin hazırlayabiliyor7,8. Bu anlaşmazlıklarda iki eğilim olduğu görülüyor: ilişki yanlısı davranışlar içeren eğilimler (uzlaştırıcı davranışlar ve fedakârlıkta bulunma isteği) ve kişisel çıkarı göz önünde bulunduran eğilimler4,7. İlişkilerdeki bu anlaşmazlıklar, ilişkide güveni geliştirecek riskleri almayı vurgulayarak, partnerlerin ilişki yanlısı ve uzlaştırıcı şekillerde davranıp davranmayacaklarını etkileyebiliyor8. Partnerler ilişkinin refahını ve ilişkide uzlaşmayı kendi kişisel çıkarlarının üzerine koydukları zaman, bireyler birbirlerine daha fazla güven duymaya başlıyorlar7,8. Başka bir deyişle, güvenin gelişimi, bireylerin ilişkideki anlaşmazlıklar esnasında nasıl davrandıklarına bağlı olabiliyor7. Bu gibi durumlarda bireyler, partnerlerinin ilişki yanlısı bir şekilde davranıp davranmadığını inceleyerek ilişkilerindeki güveni “teşhis etmeye” çalışabiliyorlar7. Bu nedenle bireyler bu anlaşmazlıkları çözemezse veya kişisel çıkarlarını ön planda tutarsa güven gelişemeyebiliyor7.  Bu açıklamalardan yola çıkarak güven, ikili ilişkilerde döngüsel bir model etrafında gelişiyor4,7. Güven; bireyin partnerine olan bağımlılığını (dependency), ilişkiye olan bağlılığını (commitment) ve ilişki yanlısı davranışlarını artırıyor. Bu ise karşıdaki bireyde karşılıklılık hissi uyandırarak o kişinin de ilişki yanlısı davranışlarını, ilişkiye olan bağlılığını ve güvenini artırıyor4,5,7. Kısacası, güvende ve ilişkiye bağlı hisseden bireyler, partnerlerinin ilişkinin iyiliğini düşünecek ve ilişkideki güvenlik duygusunu pekiştirecek şekillerde davranacağına inanıyorlar8. İlişkide güvende hissetmeyen bireyler ise kendilerini risk altında ve savunmasız hissetme eğiliminde oldukları için daha fazla bağlılık göstererek savunmasızlıklarını şiddetlendirmeyi göze alamayabiliyorlar8. Bunun yerine, partnerlerinin onları incitebileceği veya reddedebileceği durumlardan kaçınarak kendilerini korumaya ve bu şekilde güvenlik duygularını güçlendirmeye çalışıyorlar8.

  • Güvenin Zedelenmesi

Güven, hayatımızda önemli bir yere sahip olduğu için güvenin ne zaman ihlal edildiğini ve ne zaman geliştiğini ayırt edebilmek için gelişen bilişsel kapasitemiz güven algımızı etkiliyor4. Güveni algılama şeklimiz değişebileceği için güvenin ihlali bağlamdan, partnerlerin kendi geçmişlerinden, ilişkideki yakınlıktan, ilişkinin geçmişinden etkileniyor ve her bireyin güvenin ihlaline verdiği tepki de yine farklı unsurlarla birlikte değişebiliyor9.

Buna rağmen ilişkilerde ortak olabilecek bir nokta bulunuyor: Güveni sağlamak çok uzun sürüyor, çok çaba isteyebiliyor fakat bu güveni yıkmak veya güven yıkıcı davranışlarda bulunmak güveni oluşturmaktan çoğu zaman daha kolay olabiliyor9. Bu sebeple güven kırılgan bir unsur olarak nitelendiriliyor9. Bir ilişkide güvenin zedelenmesi, partnere bağımlı olmanın güvenli olmayabileceğine işaret ediyor. Çünkü birey, partnerinin ihtiyaçlarına cevap verip veremeyeceğinden veya bir karar sırasında ilişkinin refahını gözetip gözetmeyeceğinden emin olamayabiliyor8. Bir ilişkinin en başlarında güven çok kırılgan ve az olabiliyor çünkü partnerler birbirlerinin davranışlarını öngörebilecek kadar deneyim edinmemiş oluyorlar9. Partnerler birbirlerine tam olarak güvenemeyebilecekleri için güveni geliştirmek adına aldıkları riskler daha az olabiliyor, kendilerini korumaya ve kişisel çıkarlara yönelik davranışlarda daha fazla bulunabiliyorlar9. Bu aşamada eğer güven zedelenirse ilişkinin geleceği için tehlikeli olabiliyor9. Bireyler birbirlerinin deneyimlerini anlamaya, partnerlerinin niyetleri ve davranışları hakkında beklentiler oluşturmaya ve partnerlerinin yanında olacaklarına inanmaya başladıklarında birbirlerine güvenmek için daha istekli olmaya başlıyorlar9. Bu aşamada güvenin ihlali, partnerlerin davranışları ve niyetleri hakkındaki beklentileri doğrulanmadığı zaman ortaya çıkabiliyor9. İlişkiler zamanla ilerledikçe ve geliştikçe, partnerler birbirleriyle özdeşleşmeye başlıyor; aynı düşüncelere katılıyorlar ve ortak benzerlikler, ilgi alanları geliştirebiliyorlar9. Bu aşamada ise güvenin zedelenmesi, partnerlerin katıldıkları düşüncelere ve benzerliklere ters düşecek şekillerde davranmalarıyla ortaya çıkıyor9. Partnerler, kendilerini ve ilişkilerini ortak noktalarıyla ve birbirleriyle olan özdeşimleriyle tanımladıkları için güvenin ihlali çok zorlayıcı olabiliyor9. Anlaşmazlıklar esnasında hissedilen duyguların kabul edilmesine ve konuşulmasına bağlı olarak partnerler dört seçenekle karşı karşıya kalıyorlar: ilişkiyi bitirmek, ilişkiyi gözden geçirmek, ilişkideki güvenin gelişimini destekleyecek daha fazla davranışta bulunmak veya ilişkideki güveni, güven zedeleyici olay yaşanmadan önceki seviyeye geri getirmek9. Bu karar da söz konusu durumdan, bireylerin ve ilişkinin deneyimlerinden, bağlamdan ve yakınlık seviyesinden etkilenebiliyor.

Her ne kadar bir ilişkide güveni etkileyen kişisel unsurlar olsa da ilişkilerin içinde bulunduğu süreçler, partnerlerin karşılıklı deneyimlerle yarattığı ilişki geçmişinden daha çok etkileniyor7. Bu yüzden, her ne kadar güvenin gelişmesini sağlayan veya zedelenmesine sebep olan ortak unsurlar olsa da bir ilişkide güvenden bahsederken ilişkinin kendisini de göz önünde bulundurmamız gerekiyor.

 

Yazan: İlayda Akınkoç

Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök

 

Kaynaklar:

[1] Norona, J. C., Welsh, D. P., Olmstead, S. B., & Bliton, C. F. (2017). The symbolic nature of trust in heterosexual adolescent romantic relationships. Archives of Sexual Behavior46(6), 1673-1684. https://doi.org/10.1007/s10508-017-0971-z

[2] Campbell, L., Simpson, J. A., Boldry, J. G., & Rubin, H. (2010). Trust, variability in relationship evaluations, and relationship processes. Journal of Personality and Social Psychology99(1), 14–31. https://doi.org/10.1037/a0019714

[3] Fitzpatrick, J., & Lafontaine, M. F. (2017). Attachment, trust, and satisfaction in relationships: Investigating actor, partner, and mediating effects. Personal Relationships24(3), 640-662. https://doi.org/10.1111/pere.12203

[4] Simpson, J. A. (2007). Foundations of interpersonal trust. In A. W. Kruglanski & E.T. Higgins (Eds.), Social psychology: Handbook of Basic Principles. The Guilford Press.

[5] Lewicki, R. J., Tomlinson, E. C., & Gillespie, N. (2006). Models of Interpersonal Trust Development: Theoretical Approaches, Empirical Evidence, and Future Directions. Journal of Management32(6), 991–1022. https://doi.org/10.1177/0149206306294405

[6] Weber, K., Johnson, A., & Corrigan, M. (2004). Communicating emotional support and its relationship to feelings of being understood, trust, and self‐disclosure. Communication Research Reports21(3), 316-323. https://doi.org/10.1080/08824090409359994

[7] Wieselquist, J., Rusbult, C. E., Foster, C. A., & Agnew, C. R. (1999). Commitment, pro-relationship behavior, and trust in close relationships. Journal of Personality and Social Psychology, 77(5), 942–966. https://doi.org/10.1037/0022-3514.77.5.942

[8] Luchies, L. B., Wieselquist, J., Rusbult, C. E., Kumashiro, M., Eastwick, P. W., Coolsen, M. K., & Finkel, E. J. (2013). Trust and biased memory of transgressions in romantic relationships. Journal of Personality and Social Psychology104(4), 673-694. https://doi.org/10.1037/a0031054

[9] Lewicki, R. J., & Bunker, B. B. (1995). Trust in relationships: A model of development and decline. In B. B. Bunker & J. Z. Rubin (Eds.), Conflict, cooperation, justice: Essays inspired by the work of Morton Deutsch. Jossey-Bass/Wiley.