Erken Çocukluk İlişkileri Romantik İlişkiler

Güven Nedir?

Cayendo – Clare Elsaesser

Güven, ilişkilerin kurulmasında ve sürdürülmesinde büyük önem taşıyor ve sağlıklı, iyi işleyen ilişkilerin temelini oluşturuyor1,2,3,4. Hatta romantik ilişkilerdeki en önemli beklentilerden birinin partnerin güvenilir olması olduğu bildiriliyor1. Güvensizlik ise ilişkilerin bitmesine veya ilişkilerde tartışmalara yol açan en önemli sebeplerden biri olarak görülüyor3,4,9.

Güven; hayatımızdaki birçok farklı ilişkiyi, bağlamı, deneyimi ve durumu içinde barındırdığı için tanımı da çok farklı unsur içeriyor. Bazı araştırmacılara göre güven, bir ilişkideki bireylerin birbirlerinin ihtiyaçlarına karşı duyarlı olacaklarına ve bu ihtiyaçları yerine getirmek, birbirlerini desteklemek için birbirlerinin yanlarında olacaklarına dair duydukları inanç ve beklentiler olarak açıklanıyor2,3. Ergenlerle yapılan başka bir araştırmaya göre ise güven, kişinin partnerinin ilişki dışında cinsel veya duygusal bir ilişki yaşamayacağına olan inancıyla şekilleniyor ve tanımlanıyor1. Bu araştırmacılara göre güven; ilişkide tatmin ve memnuniyet duygusuyla, ilişki dışında partner arayışıyla ve ilişkiyi sürdürürken gösterilen çaba ve yatırımla ilişkili bir unsur olarak açıklanıyor1. Farklı bir bakış açısı ise güvenin gelişimini, bir ilişkideki belirsizliğin azalmasıyla açıklıyor4. Bu sayede partnerler daha öngörülebilir oluyor ve birbirlerinin ihtiyaçlarını karşılayacaklarına olan inançları artıyor4. Kısacası güven; çok boyutlu bir kavram ve ilişkilerdeki beklentileri, niyetleri ve hatta bağlanma stilimizi içeren bir duygu olarak karşımıza çıkıyor3,5. Bu yüzden güveni açıklamaya ve anlamaya çalışan, güvene farklı bakış açılarından yaklaşan ama birbirini tamamlayan çok fazla yaklaşım bulunuyor4.

Bazı yaklaşımlara göre güven, iki aşamadan oluşuyor: partnerimizin gerçek niyeti ve davranışlarına ilişkin belirsizlikten kaynaklanan savunmasızlığımızı kabul etmeye istekli olmak ve partnerimizin nasıl davranacağını tam olarak bilemesek de onun niyetlerine ve davranışlarına dair olumlu beklentiler oluşturmak4,5. Bu açıklamalardan yola çıkarak ilişki olgunlaştıkça ve geliştikçe güvenin üç farklı beklentiyle birlikte ortaya çıktığı görülüyor: tutarlılık (öngörülebilirlik), güvenilirlik (dependability) ve inanç4,6,7. Tutarlılık, kişinin sözler ve davranışlar arasında bir uyum öngörebilmesi; güvenilirlik, partnerin dürüstlüğüne ve yardımseverliğine olan inanç; inanç ise ilişkinin istikrarlılığına ve partnerin ihtiyaç anında destek olacağına dair beklenti olarak açıklanıyor6,7. İlişkinin istikrarlı olması, partnerlerin şefkatli tutum ve davranışlarla birbirlerinin duygusal ihtiyaçlarını karşılamaları, gelecekte de ihtiyaçları olduğunda birbirlerine destek olacaklarına olan inançları güven duygusunu kuvvetlendiriyor6.

  • Biyolojik ve Evrimsel Açıdan Güven

Güvene biyolojik ve evrimsel açıdan bakacak olursak iş birliği ve güven içeren ilişkilerde bulunmak, insanların en önemli hayatta kalma stratejilerinden biri olarak açıklanıyor4,9. Bu nedenle iş birliğine ve karşılıklı güvene dayanan, uzun vadeli ilişkiler kurma ve bunları sürdürme eğilimimizin olması hayatta kalmamız konusunda önemli bir rol oynuyor4. Daha yüksek oranda oksitosine sahip olduğu bildirilen bireylerin bir ilişkideki güven belirtilerini fark etme ve bunlara karşılık verme olasılıkları ve hızları daha fazla olabiliyor4. Çeşitli durumlarda hissettiğimiz duygulardan sorumlu sayılabilecek amigdala da güvenle ilgili algılarımızı şekillendirmekte rol oynuyor; güveni ve güvensizliği ayırt edebilme becerimizin aslında evrimsel olarak ne kadar önemli bir unsur olduğunu vurguluyor4. Örneğin amigdala, bireylerin güvenilir olarak nitelendirdikleri yüzlere kıyasla güvenilmez olarak nitelendirdikleri yüzleri gördüklerinde daha aktif hale geliyor4. Çünkü evrimsel olarak güvenemeyeceğimiz kişileri tanımak ve bunları ayırt edebilmek hayatta kalabilmemiz konusunda çok önemli bir rol oynuyor.

  • Bağlanma Stilleri ve Güven İlişkisi

Bağlanma teorisine göre bir ilişkiden alınan tatmin, bireylerin karşılıklı olarak ihtiyaçlarının karşılanacağına olan inançlarına, yani güvenin karşılıklılığına bağlı olabiliyor3. Güvenin önemini çocukluk deneyimlerimizde, ebeveynlerimizin ihtiyaçlarımıza verdikleri tepkilerde ve bizim bu ihtiyaçların karşılanıp karşılanmayacağına dair inançlarımızda da görüyoruz1,4. Bakım verenimizle kurduğumuz bu ilişki, insanlara olan güvenimize dair inançlarımız ve “ilişki modellerimiz”, ileri dönemlerdeki ilişkilerimizi de etkiliyor4. Başka bir deyişle ilk yıllarımızdaki ilişkilerle gelişen bağlanma stillerimiz ve ihtiyaçlarımızın karşılanıp karşılanmayacağına olan inançlarımızı içeren ilişki modellerimiz, partnerimize güvenip güvenmeme konusunda bize yol gösteriyor3,4,9. Güvenli bağlanan bireylerin ilişki modelleri güven duygusunun gelişimini desteklerken güvensiz bağlanan bireylerin ilişki modelleri, partnerlerine güvenmelerini zorlaştırıyor3,4,7.  Her ne kadar hem kaygılı hem de kaçıngan bağlanma düşük seviyelerdeki güvenle ilişkiliyse de kaçıngan bağlanmada bu düşük seviyelerdeki güven daha kuvvetli gözüküyor3.  Bu da kaçıngan bağlanan bireylerin yakınlık fazla geldiğinde kendilerini duygusal yakınlığa kapatacak stratejiler kullanmalarıyla ve karşıdaki bireyin, zor zamanlarda yanlarında olacağına olan inançlarının azalmasıyla açıklanabiliyor3.

Güvenli bağlanan bireylerin güven içeren ilişkilerle olan deneyimleri ve anıları daha fazla olduğu için ilişkide güven oluşturmakta daha az zorlanıyorlar. Yine aynı kişiler, ilişkilerinde güven kırıcı bir durum oluştuğunda bunu partnerleriyle konuşabiliyorlar. Yaşadıkları güvensizliği partnerlerinin kişilik özelliklerine bağlamak yerine bu güvensizliği, yaşadıkları olaya özgü bir özellik olarak deneyimliyorlar3,4. İlişkide güvende hisseden bireyler, ilişkilerinin gelişimi ve partnerlerinin davranışları hakkında daha olumlu bir bakış açısı içerisinde oluyorlar. Bir problem yaşandığında, o esnada içinde bulundukları olumsuz duygu durumundan etkilenmeden partnerlerini ve ilişkilerini değerlendirebiliyor ve gözden geçirebiliyorlar2,4,8. Başka bir deyişle; güvenli bağlanma eğilimi olan kişiler, ilişkiyi olumsuz etkileyebilecek deneyimlerde, ani karar ve değerlendirmelerde bulunmadan geri adım atıp partnerlerinin bakış açısını anlamaya çalışıyorlar2,8. Bu da daha istikrarlı bir ilişki kurmalarını ve daha yapıcı çatışma çözüm stilleri geliştirmelerini sağlıyor2,8. Güvenli bağlanan bireylerin bu eğilimleri ilişkide güveni oluşturmakla kalmıyor, güvenin sürdürülmesini de sağlıyor3. Güvenli bağlanmayla birlikte gelişen, ilişki içinde hissedilen güvenlik hissi ise bireylerin risk alarak daha derin bir güvenin gelişmesini mümkün kılacak davranışlarda bulunmalarını sağlıyor4,7. Buna karşın, güvensiz bağlanan bireylerin güven içeren ilişki deneyimleri ve bunlara ait anıları daha az erişilebilir olduğu için ilişkilerinde daha az güven duygusu bildirebiliyorlar3,4,8.

Her ne kadar bağlanma eğilimlerimiz güveni deneyimlememizi etkiliyorsa da bazı araştırmacılara göre bağlanma stilleri, güven deneyimlerindeki farklılıkların çok küçük bir kısmını açıklıyor7. Güven duygusunun yitirilmesi ve romantik ilişkilerimiz ile güven arasındaki ilişki üzerine yazmaya devam edeceğiz. Takipte kalın!

 

Yazan: İlayda Akınkoç

Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök

 

Kaynaklar:

[1] Norona, J. C., Welsh, D. P., Olmstead, S. B., & Bliton, C. F. (2017). The symbolic nature of trust in heterosexual adolescent romantic relationships. Archives of Sexual Behavior46(6), 1673-1684. https://doi.org/10.1007/s10508-017-0971-z

[2] Campbell, L., Simpson, J. A., Boldry, J. G., & Rubin, H. (2010). Trust, variability in relationship evaluations, and relationship processes. Journal of Personality and Social Psychology99(1), 14–31. https://doi.org/10.1037/a0019714

[3] Fitzpatrick, J., & Lafontaine, M. F. (2017). Attachment, trust, and satisfaction in relationships: Investigating actor, partner, and mediating effects. Personal Relationships24(3), 640-662. https://doi.org/10.1111/pere.12203

[4] Simpson, J. A. (2007). Foundations of interpersonal trust. In A. W. Kruglanski & E.T. Higgins (Eds.), Social psychology: Handbook of basic principles. The Guilford Press.

[5] Lewicki, R. J., Tomlinson, E. C., & Gillespie, N. (2006). Models of Interpersonal Trust Development: Theoretical Approaches, Empirical Evidence, and Future Directions. Journal of Management32(6), 991–1022. https://doi.org/10.1177/0149206306294405

[6] Weber, K., Johnson, A., & Corrigan, M. (2004). Communicating emotional support and its relationship to feelings of being understood, trust, and self‐disclosure. Communication Research Reports21(3), 316-323. https://doi.org/10.1080/08824090409359994

[7] Wieselquist, J., Rusbult, C. E., Foster, C. A., & Agnew, C. R. (1999). Commitment, pro-relationship behavior, and trust in close relationships. Journal of Personality and Social Psychology, 77(5), 942–966. https://doi.org/10.1037/0022-3514.77.5.942

[8] Luchies, L. B., Wieselquist, J., Rusbult, C. E., Kumashiro, M., Eastwick, P. W., Coolsen, M. K., & Finkel, E. J. (2013). Trust and biased memory of transgressions in romantic relationships. Journal of Personality and Social Psychology104(4), 673-694. https://doi.org/10.1037/a0031054

[9] Lewicki, R. J., & Bunker, B. B. (1995). Trust in relationships: A model of development and decline. In B. B. Bunker & J. Z. Rubin (Eds.), Conflict, cooperation, justice: Essays inspired by the work of Morton Deutsch. Jossey-Bass/Wiley.