Yakın İlişkiler Öneriyor

Travma Yaşayan Karakteri Anlamak – You Were Never Really Here

travma

Sinema tarihi boyunca dünyanın farklı yerlerinde farklı dönemlerde meydana gelen akımlar, o ülke sinemasına ve dolayısıyla dünya sinemasına yön vermiş ve katkıda bulunmuştur. 1920’lerdeki Alman dışavurumcu sineması, 2.Dünya Savaşı zamanı İtalyan neorealizmi, Soğuk Savaş’ın etkilerinin hissedildiği yeni dünya sineması… Birçok farklı akım temelinde hikaye anlatıcılığı yapan bu medyuma yani sinemaya zengin bir içerikle katkı sağlamıştır. Bireyi merkeze alan ve onun iç dünyasını işleyen bir anlatım biçimi güncel toplumsal ve politik gündemden ayrı düşünülemez. Nitekim savaşlar, doğal afetler, kazalar gibi büyük olaylar her zaman bir aracı olmuştur. Belki gerçekleşmesinden yıllar sonra belki de kısa bir süre sonra toplumu derinden etkileyen bu olayları beyazperdede defalarca izlemişizdir.

Filmleri izlerken kameranın bize gösterdiği çerçevenin adeta içine girmek isteriz. Kendi gerçekliğimizi unutup 120 dakika boyunca bize izletilen dünyanın gerçekliğini kabul ederiz. Filmde bizi ilk karşılayan kişi ise bizim için bir yol gösterici gibi olur. Onun kim olduğu, neler yaşadığı, nasıl bir dünyada yaşadığı bizim için filmi izleme motivasyonumuzu artıran belirsizlikleri oluşturur. Filmde gördüğümüz ana karakterin dünyası artık bizim dünyamız olur ve belirttiğimiz gibi 2 saat boyunca onun ile birlikte düşüp kalkarız. Özdeşleşmek istediğimiz karakter ne kadar bilinmez ise biz de onun eylemlerini anlamlandırmak için o kadar çok hevesle onu takip ederiz. Hatta bazen bu karakter bize inatla unutmak istediğimiz kendi dünyamızı bile hatırlatır.

travma2

You Were Never Really Here – Hiçbir Zaman Burada Değildin filminde Lynne Ramsay bizi Joe karakteri ile baş başa bırakıyor. Oscar ödüllü oyuncu Joaquin Phoenix’in takdire şayan performansı ile bir bilinmezliğin içine doğru çekiliyoruz. Bu bilinmezlik olay örgüsünden kaynaklanmıyor. Yeri ve zamanı geldiğinde olay örgüsü çözülüyor ancak çözülemeyen şeyler daha derinde, Joe’nun içinde bulunuyor. Joe eski bir asker, savaş gazisi, kiralık katil. Küçük kızları kaçırıp seks ticaretine alet edenlerin elinden bu kızları kurtarıyor. Kendine has yöntemleri olan Joe’nun kendisine de karşısındaki düşmana da hiç acıması yok. Bir senatörün kızını kurtarmak için aldığı görevde Joe için işler beklenmedik bir hal alıyor. Biz de Joe’nun bu görevde yaşadığı kargaşayı, bunalımları izlerken hem dış dünyasına hem de iç dünyasına şahitlik ediyoruz.

Film, hafıza ve travma gibi iki önemli tema etrafında çiziliyor. Çocuklukta yaşanan kayıp, yas, istismar, şiddet gibi deneyimler insanın ileriki yaşamında da sosyal yaşantısını, topluma uyumunu, psikolojik iyilik halini derinden etkileyebiliyor.  Fiziksel ve duygusal olarak yaşanabilecek şiddet çocuğun öz saygısına, duygusal kimliğine zarar verebiliyor. Kişinin deneyimlediği bu travmatik olaylarla yüzleşmesi, onlarla karşı karşıya gelip gelememesi gündelik hayatını derinden etkiliyor. Bu gibi durumlarda iyileşmenin gerçekleşmesi de belli aşamalardan geçmeyi gerektiriyor.

Filmde ise çocukluğunda deneyimlediği travmatik olayların etkisindeki Joe’nun yaşantısına tanıklık ediyoruz. Geçmişte babasının annesine ve kendisine uyguladığı şiddete maruz kalan Joe, çocukluğunda yaşadığı bu olaydan kaçamıyor. Joe’nun yaşadıklarının etkilerini hem sürekli yaptığı ve artık ayin halini alan kendini nefessiz bırakma girişimleri ile görüyoruz hem de seyirciye bir tokat gibi çarpan flashback sahneleriyle. Nefessiz bırakma girişimlerini filmde tekrar eden bir motif olarak görüyoruz. Joe bazen ıslak bir havluyla, bazen dolapta kendini boğarak ölmek istiyor. Joe’nun karmaşık iç dünyasına böyle bir giriş yapıyoruz. Daha açılış sekansı ile birlikte başlayan geri sayım ve sonrasında işini bitirmiş etraftaki izleri ortadan kaldıran bir adamın hikâyesi baştan itibaren bir belirsizlik içeriyor.

Filmin ilerlemesiyle birlikte hafıza teması travmanın yanında kendini gösteriyor. “Geçmişte yaşanan olaylar birden bire gitmez, travma ile bilinçli olarak bir anlaşma sağlayamazsın.” Filmde araya giren flashback sahneleri adeta bu cümleleri tekrar tekrar dile getiriyor. Flashback’ler sayesinde askerlik anılarının ve babasının uyguladığı şiddetin Joe’da açtığı yaraları görüyoruz. Yönetmen Lynne Ramsay bu sahnelerle kelimenin gerçek anlamıyla da Joe’nun sırtındaki yaraları izleyiciye gösteriyor. Bu arka plan ile Joe’nun topluma uyum sağlayamayan, adeta şehrin sokaklarında hayalet gibi dolanan birine dönüşmesi daha çok anlam kazanıyor.

Karakterin geçmişini parçalar halinde aniden giren flashback sahneleri ile görürken bir yandan da bunları anlamlandırmaya çalışıyoruz. Bazen unutmak istediğimiz gerçekliğimiz Joe’nun gerçekliği olabiliyor ve onu anlamaya çalışıyoruz. Burada önemli bir nokta bulunuyor: Filmde bir ajitasyona ve melodrama yer vermeyecek bir geçmiş kurgusu veriliyor. Yönetmen, karakterin travmasını seyirciye kolay bir şekilde göstermiyor. Yaşadığı travmayı unutmaya çalışan biri onu bastırabiliyor ve yok sayabiliyor. Hatırlanmak istenmeyen o olay, bir anda tetiklenerek ortaya çıkabiliyor.  Filmde de biraz ilerlediğini düşündükçe aniden ortaya çıkan hatıraları, karakteri tekrar başına döndüğü bir çembere koyarken seyirci de buna şahitlik ediyor.

travma3

İyileşmek, oldu bittiye getirilerek yaşanmıyor. Devamlılığını sağlamak adına da çaba harcamak gerekiyor. Travmada bastırılan olayla baş başa kalıp bu olayın hayatında nasıl etkilerinin olduğunu anlamaya çalışmak iyileşmeye yönelik atılan bir adımı oluşturuyor. Hayatındaki amaçlarından biri, belki de tek amacı seks ticaretine alet edilen kız çocuklarını kurtarmak olan Joe, bu amaç sayesinde iyileşme yolunda bir adım atıyor. Kendini hayata bir şekilde tekrar bağlayıp cebindeki taşları çıkarınca kafasını da sudan çıkarabiliyor. Özellikle kurtarmaya çalıştığı Nina’nın hayalini gördüğü denizin dibinde annesini bırakarak tekrar doğuyor. Psikanalitik anlamda ana rahminden çıkıp dış dünyaya bırakılan bebek gibi Joe da artık kaybedecek bir şeyi olmadığını ve hayat amacını hatırlayarak sudan çıkıyor. Joe’nun tekrar hayata dönmek için ne yapacağı konusunda bir fikri bulunmuyor. Fakat filmdeki şu replik onu tekrar hayata döndürmeye yeter gibi görünüyor: “Gidelim, bugün güzel bir gün.

Giriş kısmında da bahsettiğimiz üzere Lynne Ramsay, bizi Joe ile tanıştırırken sunduğu kronolojik olmayan ve kesik kesik verdiği iç dünyası ile de baş başa bırakıyor. Ramsay’in kendi ifadesiyle Joe’nun iç dünyası kırık aynalardan oluşuyor. Bu dünyaya bir ışık tutulduğu zaman belki parçalanarak başka tarafların da aydınlanmasına yardımcı oluyor. Ancak ışık kendiliğinden gelmiyor, yönetmen seyircinin de bu ışığı tutmasını istiyor.

 

Yazan: Recep Hazır

Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök