Yakın İlişkiler Öneriyor

Dostluk Temalı Dört Roman

dostluk temali kitaplar
Cornish Children – Harold Harvey (1920)

“Dostluğun kolları birbirimizi dünyanın bir ucundan bir ucuna kucaklayabilecek kadar uzundur.” (Montaigne)

Dostluklar yaşamlarımızda olduğu gibi edebiyat eserlerinde de önemli bir yere sahip.
Bu yazımızda sizler için dostluk temalı dört romanı tanıtıyoruz. Keyifli okumalar!

Pál Sokağı Çocukları (1906) / Ferenc Molnár

pal sokagi cocuklari

“Şimdi çocukların şapkaları havada uçuşuyordu. Herkes avazı çıktığı, gücü yettiği kadar bağırıyordu: Yaşasın Arsa!”

Pál Sokağı Çocukları, 7’den 77’ye her yaşa hitap eden romanlardan. Macar edebiyatında o kadar önemli bir yere sahip ki  bugün başkent Budapeşte’de kitaptan bir sahnenin canlandırıldığı çocuk heykelleri bulunur. 2006 yılında yapılan bir kamuoyu araştırmasında Macaristan’ın 20. yüzyıldaki en iyi ilk üç romanından biri seçilir.[1] Özetle, bir ülkenin ve aslında okuyan herkesin ruhunda iz bırakmış bir romanla karşı karşıyayız.

Pál Sokağı’nın çocukları, kendi arsalarını ellerinden almaya çalışan Kızıl Gömlekliler adlı yine çocuklardan oluşan bir başka grupla mücadeleye girişir. İstekleri kendilerine ait olan arsada özgürce oyunlar oynamaya devam edebilmektir. Bu mücadelede, karakterlerden János Boka hayranlık uyandıran liderliğiyle; Nemecsek ise göz yaşartan fedakârlığıyla öne çıkar. Çocukların kullandıkları sloganlar, bayrak türü semboller, bir kara parçasını koruma amaçları gibi romanda öne çıkan özellikler eserin alegorik bağlamına yani daha farklı bir gerçekliğin sembolik anlatımına işaret eder. Çocukların mücadelesi, yetişkinlerin savaşlarına benzer bir atmosferde ama kendi çevrelerine ve yaşlarına uygun bir gerçeklik içinde verilir.

Romanın, yazılışından bugüne bu kadar rağbet görmesi aslında boşa değil. Yerel öneminin yanı sıra dostluk, birlik olma, ihanet, özveri, hakkını arama gibi kavramlara yaptığı vurgular ile evrensel değere sahip. Eseri titiz bir çeviriyle Türkçeye kazandıran Tarık Demirkan’ın deyimiyle: “Dünyanın bütün çocukları Pál Sokağı’ndandır.”

Fareler ve İnsanlar (1937) / John Steinbeck

fareler ve insanlar

“İşçileri bilirsin işte. Gelir, yataklarına yerleşir, bir ay çalışır, sonra yine geldikleri gibi tek başlarına yeni bir çiftlik aramak için yola düşerler. Kimseyle ilgilenmezler. Onun gibi bir üşütükle senin gibi akıllı bir adamın birlikte yolculuk etmesi tuhaf geldi bana.”

“Sana bir şey diyeyim mi? İnsan çok uzun süre yalnız kaldı mı hastalanır, yalnızlıktan hastalanır.”

Steinbeck, eserlerinde sıklıkla işlediği işçilerin sorunları, yoksulluk, toplumun alt kesimindeki insanların yaşam mücadelesi ve hayalleri gibi konulara yer verir. George Milton ile Lennie Small birer mevsimlik tarım işçisidir. Yaşamları; yalnızlık, yurtsuzluk ve yoksullukla çevrilidir. Çetin yaşam koşulları içinde hayata tutunan bu iki arkadaşın bir çiftlikten bir diğer çiftliğe sürüklendiklerini; yine de pembe düşler kurmaya devam ettiklerini görürüz.

Bu iki dostun öyküsü dünyada ilk ekonomik buhranın yaşandığı 1920’li yılların sonunda geçer. Uzun boyu, iri yarı yapısıyla dikkat çeken Lennie’nin temiz kalbine rağmen en büyük handikapı saflığıdır. Zekası küçük bir çocuğun zekasına eş değerdedir ve olayları kavramakta güçlük çeker. Yaşamını sürdürebilmek için bir başka insanın yardımına muhtaçtır, ki bunun farkında olan George da uzun yıllardır yanından ayrılmadığı arkadaşını kaderine terk etmeyi istemez. Lennie’nin farkında olmadan başlarına açtığı dert, iki arkadaş için trajik bir sonun başlangıcı olur.

 Değişen Kafalar: Bir Hint Efsanesi (1940) / Thomas Mann

degisen kafalar

“Gündüz baykuşun, gece ise karganın gözü kördür. Ama aşk hastalığına tutulanın gözü hem gündüz kördür hem de gece.”

Değişen Kafalar, alt başlığında da vurgulandığı gibi bir Hint efsanesine dayanıyor. Yazar Thomas Mann, bu kadim halk efsanesini özgün bakış açısıyla, eklemeler-çıkarmalar yaparak ve yer yer dönüştürerek yeniden ele alıyor.

Üst sınıfa mensup, tüccarlık yapan, çelimsiz Şridaman ile bedenen ona tezat oluşturan kuvvetli, orta sınıf mensubu, demirci Nanda sıkı birer dosttur. Ticaret yapmak için yola koyuldukları bir gün Sumantra’nın kızı Sita’yı görürler. Şridaman yaşam ve ölümün bir aradalığı olarak gördüğü aşkla Sita için yanıp tutuşur. Aileler anlaşır; ikisi evlenir ve birlikte yaşamaya başlar. Aslında, Sita ve Nanda arasında karşılıklı hisler vardır; ama Nanda’nın arkadaşına sadakati onu bu ilişkiden alıkoyar.

Şridaman ve Nanda kendilerini Tanrı’ya kurban ettikten sonra Kutsal Tanrıça, Sita’ya bir şans verir. İçindeki şehvet duygusuna hakim olursa iki dostu da diriltecektir. Fakat bir anlık hata sonucu iki dostun bedenleri ve kafaları yer değiştirir; Şridaman, artık kuvvetli Nanda’nın bedeninde, Nanda ise artık Şridaman’ın çelimsiz bedeni içindedir. Ardından gelişen olaylarda yaşam üzerine derin sorgulamalara yer verilir.

Eser, Hint kültürüne ait beden terbiyesi ya da inek dışkısı kullanımı gibi pek çok şaşırtıcı unsuru, geleneksel bir anlatı olmasına rağmen açıkça şehvet ve cinselliğin insan hayatındaki etkisini ve özellikle kadınlar üzerindeki toplumsal değer yargılarını da içeriyor.

Şeker Portakalı (1968) / José Mauro de Vasconcelos

seker portakali

“Onun için portakal fidanı, bir insan. Çok garip, çok duyarlı ve erken gelişmiş bir çocuk.”

Ülkemizde yaklaşık son kırk yıldır en çok okunan kitapların başında gelen Şeker Portakalı, “Günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü” sözüyle açılır. Henüz 5.5 yaşındaki başkarakterimiz Zeze, aynı zamanda romanın anlatıcı sesidir. Yazarın bu seçimiyle birlikte olaylar, insanlar ve yaşam doğrudan ufak bir çocuğun algı dünyasından yansıtılır.

Babası ve abisi tarafından sık sık dövülen, azarlanan, işe yaramaz görülen Zeze, ailesi tarafından anlaşılamayan uçsuz bucaksız bir hayal gücüne sahiptir. Minguinho adını verdiği şeker portakalı fidanı ile kurduğu sıkı dostluk sonucu yalnızlık duygusu azalır. Bir okul günü yolda karşılaştığı Portekizli –başlangıçta yıldızları barışmasa da- yeryüzündeki en sevdiği insanlardan biri haline gelir. Böylece sevgiyi ve sevgisiz hayatın hiçbir anlamı olmadığını öğrenir. Artık üzüntülerini ve sevinçlerini paylaşabildiği iki dostu vardır, ta ki Zeze küçük yaşında acıyı da keşfedene dek.

Roman, tıpkı Zeze gibi Kızılderili kökeni olan Brezilyalı yazar Vasconcelos’un hayatından otobiyografik ögeler taşıyor. Bunun yanı sıra toplumsal gelir dengesizliğine, yoksul insanların karşılaştığı güçlüklere, dönemin sosyal yaşamına, Kızılderililerin kültürüyle ilgili konulara da değiniyor.

 

Yazan: Alkan Özdemir

Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök

 

Kaynak:

[1] Ferenc Molnar, Pal Sokağı Çocukları (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2011), 13.