Yakın İlişkiler Öneriyor

La Stanza Del Figlio (Oğul Odası) – Nanni Moretti

ogul odasi

İtalya’nın yakın dönem sinemasının en önemli isimlerinden olan Nanni Moretti’nin sinemada kendi dilini yarattığı diğer filmlerinden görece daha ayrı bir yerde duruyor La Stanza Del Figlio – Oğul Odası. Film, oğlunu bir deniz kazasında kaybeden Giovanni isimli bir psikolog üzerinden yas ve kayıp sürecine odaklanan başarılı bir aile dramı şeklinde karşımıza çıkıyor. Moretti, karakterlerin günlük yaşamlarını, hayatlarını ve aile dinamiklerini tanıtarak filmi başlatıyor. Sonrasında filmin ilk perdesini sonlandıran kaza haberi ve kayıp yaşanınca film, baba Giovanni üzerinden ilerleyerek ailenin yaşantısından bize kesitler sunuyor. Filmin geneline hakim olan yas teması, gerçekliğini ve inandırıcılığını filmin ilk perdesinde gösterdiği anlar ile seyirciye aktarılıyor. Yas, baba-oğul arasındaki ilişki ve Giovanni’nin psikolog ve danışan rolleri arasında bocalaması güçlü bir şekilde kuruluyor.

Sevgili, arkadaş, aile üyeleri gibi duygusal anlamda çok yakın olabilecek insanların birbirleri ile yaptıkları paylaşımlar, birbirlerinin yaşadıklarına olan duygusal tanıklıkları, beraber deneyimledikleri olaylar kişilerin psikolojileri ve fizyolojileri üzerinde büyük bir etkiye sahip olabiliyor. Kayıp ve yas durumları -Nanni Moretti’nin de senaryosunda yer verdiği gibi- karakterlerin bir anda kendilerini yalnız ve derin bir boşluk içinde hissetmelerine yol açabiliyor. Kişinin bu terk edilmişlik, boşluğa düşmüşlük karşısında verdiği tepkiler suçlama, yetersizlik hissi ve çaresizlik şeklinde dışa vurulabiliyor. La Stanza Del Figlio filminde bir ailenin yas sürecini izlerken aynı zamanda filmin ilk perdesinde aile dinamikleri, karakterlerin bağlanma stilleri hakkında bilgi alıyor ve duygusal tepkilerinin altında yatan motivasyonları anlıyoruz.

Film, ana karakterimiz ve aynı zamanda bir süre sonra tanışacağımız ailenin babası olan psikolog Giovanni’nin sahilde ve sonrasında şehir içindeki koşu sahnesi ile açılıyor. İlk açılış imgesi olarak görülen bu sahne, film boyunca tekrar eden bir motife dönüşüyor. Giovanni’nin koşu anında gördüğü belli belirsiz sokaklar, insanlar, hızını kesmeden sürekli koşma çabası, ana karakterin hayatını bir düzende ilerletmeye çalışmasını bize anlatıyor. Bu koşu zihnin boşaldığı bir rutin olarak görülebilecekken bir yandan yaşadığı travmalara rağmen hayatını devam ettirmeye çalışan Giovanni’nin kendini suçladığı benliği ile olan çatışmalarına da zemin hazırlıyor. Koşma imgesi Giovanni’nin oğlu ile ilişki kurduğu ortak bir aktivite aynı zamanda. Babanın oğlu ile daha güvenli ilişki kurma çabalarında bir aracı olarak da karşımıza çıkıyor.

Daha sonrasında, filmde aile ilişkilerine daha yakından bakmamızı sağlayan olaylar gerçekleşiyor. Okuldan gelen bir telefon ile oğlunun bir fosili çaldığı için suçlama ile karşı karşıya olduğunu öğreniyor Giovanni. Oğlu Andrea okuldan gelen uzaklaştırma kararına rağmen bunu reddediyor ve böylece ailenin dinamiklerinin ilk kez test edildiğini görüyoruz. Giovanni ve eşi Paola, ergenlik çağına giren oğullarının yalan söyleyip söylemediğinin belli olmadığı bir olayla karşı karşıya kalıyorlar. Burada ebeveynlerin çocuklarına güvenli bir şekilde yaklaşmaya çalıştıklarını görüyoruz. Olaya verdikleri tepkide Andrea’nın fosili çalmadığını söylemesi ve yaptığı savunma da etkili oluyor. Her ne kadar Andrea sonradan fosili çalmak için almadıklarını, ancak sonra kazara kaybettiklerini söylese de aile dinamiklerinin sağlam ve güvene dayalı kurulduğunu bu olayla görüyoruz. Giovanni’nin oğluna duyduğu bu güven, onunla kurduğu arkadaşça ilişkinin gücünü gösteriyor. Bu yakınlık filmin ikinci perdesinde gelen kayıp ile bir sınava daha tâbi tutuluyor.

Klasik senaryo yazımında karakteri ev, iş, oyun ortamlarında görerek ona dair daha çok bilgi ediniyoruz. Karakterin farklı ilişkilerinde nasıl tepkiler verdiğini görmek, seyircinin filmi ve karakteri izleme motivasyonunu artırıyor. Nanni Moretti de Giovanni’yi iş ortamında yani danışanlarını kabul ettiği seans odasında da izletiyor. Karşımıza gelen birbirinden farklı danışanlar seyircinin Giovanni ile özdeşlik kurmasını kolaylaştırıyor. Kendince sapkın fikirleri olduğunu belirten biri, sayı ve tarihlere takıntısı olan biri, intiharı düşleyen kanser hastası biri… Her biri ile olan seanslarını izlerken Giovanni’yi biraz daha yakından tanıyoruz. Ayrıca bu seanslar sadece Giovanni’yi daha yakından tanırken işlevlenmiyor. Bir kayıp yaşayan, Giovanni’nin bir anlamda psikolog rolünden danışan rolüne geçtiğini de görüyoruz. Giovanni yaşadığı kayıp sonrası seanslarda kendini dalgın bir şekilde buluyor, başka bir seansta danışanının anlattığı şeyler kendi durumunu tetikliyor ve ağlamaya başlıyor. Hayatını bir koşu süreci gibi izlediğimiz Giovanni’nin bu yaşadıkları belki de koşu sırasında ayağının takılıp sendelediği ya da durup bir beklediği anlardır.

ogul odasi 2

Filmin ana çatışmasının geldiği olay ise psikolog-danışan arasındaki ilişkiyi izlediğimiz bir anda gerçekleşiyor. Bir pazar kahvaltısında Giovanni oğluna koşuya çıkmayı teklif ediyor. “Kayalıklara gideriz, döneriz, tekrar koşarız.” şeklinde mutlu planlar yapıyor. Ancak bu esnada bir danışanından acil bir telefon alıyor ve onunla görüşmeye gitmek durumunda kalıyor. Koşu planını da bir sonraki haftaya ertelemeleri gerekiyor. Giovanni danışanının yanına bir arabayla gidiyor ve danışanı ona kanser olduğunu öğrendiğini, çok çaresiz kaldığını ve pazar günü çağırdığı için üzgün olduğunu söylüyor. Bu esnada oğlu ise arkadaşları ile dalmak için denize açılıyor. Tüp ile dalış yapan Andrea’nın, derinlerde bir mağaranın içinde kaybolduğunu ve çıkışı ararken tüpün içindeki oksijen bittiği için yaşamını kaybettiğini öğreniyoruz. Giovanni şehre geri döndüğünde oğlunun öldüğünü öğrenmesi ile bir şok yaşıyor. Filmin ilk yarım saatinde gelen bu olay bizi ikinci perdeye sokarken yas sürecini bundan sonra izlemeye başlıyoruz

Çok yakın birinin ölümü, ister aile üyeleri ister romantik partner olsun, kaybı yaşayan kişi için kendini suçlama, yetersizlik duygusu, çaresizlik gibi hisleri beraberinde getiriyor. Yas sonrası inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme evrelerinden geçiyoruz. Yaşadığımız acı, kayıp esnasında içinde bulunduğumuz duruma ve olaya müdahale edip edemeyeceğimize göre farklı şiddetlerde gerçekleşebiliyor. Yaşadığımız duygular ve boşluk hissi kendimizi suçlamamıza ve onsuz hayatımız ile ilgili farklı düşüncelere kapılmamıza neden olabiliyor. Giovanni’nin de oğlunun ölümünden sonra çaresizlik hissettiğini ve kendini suçladığını görüyoruz. Olaydan sonra Giovanni’yi ilk gördüğümüz yer bir lunapark oluyor. Çevresindeki renkli, hareketli, gürültülü dünyanın aksine o kendi içinde olayın şokunu atlatmaya çalışıyor. İlk aşamada durumdan kaçmayı ve hislerini bastırmayı deniyor. Amaçsız bir şekilde oyun masalarını görüyor ve adrenalin seviyesini yükselten lunapark oyuncaklarına biniyor. Bu sahneyi karakterin gerçek dünyadan kopup kendi başına kalmaya çalıştığı an gibi görüyoruz. Sonrasında Giovanni olayın sebep olduğu travma ile sürekli kendisini suçluyor. O gün o danışanın telefonunu açmasam ya da gitmeyi reddetsem oğlum bugün yaşayacaktı gibi düşüncelerle geri getiremeyeceği o pazar kahvaltısını düşünüyor. Yaşadığı bu suçluluk duygusunu kendini affetmeye çalışarak azaltmak için kazanın yaşandığı anla ilgili bilgi toplamaya çalışıyor. Bir spor mağazasından dalgıç tüpleri ile ilgili bilgi alan Giovanni, oğlunun dalgıç tüpünde bir sorun olabileceğini eşine açıklıyor. Ancak Giovanni’nin tüm bunları aslında oğlunun ölümünü kabullenmekten kaçtığı için yaptığı eşi Paolo tarafından yüzüne bir tokat gibi çarpılıyor. Giovanni’yi evde teypten müzik dinlerken şarkının bir kısmını tekrar tekrar başa sardığını gördüğümüz sahnede o, çaresiz olduğunu ve elinden bir şey gelmeyeceğini anlıyor.

Aynı zamanda bir psikolog olan Giovanni, bir bakıma travma yaşayan bir danışana dönüşmeye başlıyor. Danışanları ile artık eskisi gibi iletişim kuramayacağını anlıyor ve mesleğini süresiz olarak yapmamaya karar verdiğini danışanlarına açıklıyor. Bu kararın altında yatan önemli nedenlerden biri de Giovanni’nin istemsizce suçlu arama isteği oluyor. Psikologların meslek etiği gereği her danışan ile seansların sınırları, amaçları net bir şekilde belirlenmeli ve danışana bildirilmelidir. Danışana karşı empati, koşulsuz kabul ile yaklaşması gereken psikologlar, danışanlar ile olan yakınlıklarını profesyonel bir şekilde korumalıdır. Bu noktada danışanın kişilik haklarının korunması da önemli etik sorumluluklardan biridir. Giovanni’nin profesyonelce kurduğu ilişkinin sadece soğuk beyaz duvarlardan oluşmadığını, bir insan olarak duyguları ile de hareket ettiğini görüyoruz. Ancak bunun sonuçlarını görebilen iyi bir psikolog olduğunu, kanser hastası olan danışanı ile seanslarında anlıyoruz. Giovanni, oğlu ile olan pazar planını bozup kendisini çağıran danışanını, oğlunun ölümünün suçlularından biri gibi görmeye başlıyor. Fakat bir yandan da rasyonel düşünüp sorumlunun danışanı olmadığının farkında olarak süpervizyon almak için başka bir psikologa danışıyor.

Filmin son perdesine bizi götüren, Andrea’nın bir mektup arkadaşının olduğunun öğrenilmesi oluyor. Bu mektup ile film yas sürecini bir finale bağlıyor. Aile, Andrea’nın ölümünden kısa bir süre önce gittiği bir kampta tanıştığı Arianna isimli bir kız ile ilişkisi olduğunu öğreniyor. Arianna ile tanışmak amacıyla onu çağıran aile için oğullarının ölümünü kabullenmenin de ilk adımları atılıyor. Film, Arianna’nın ve ailenin tanışmasından itibaren yeni bir evreye giriyor. Oğullarının kaybını bir yabancı ile paylaşan ailenin yaralarını sarmaya başladığını görüyoruz, ancak burada tamamen buruk bir hava hakim. Filmin son sahnesinde Arianna ve arkadaşını otobüs ile uğurladıktan sonra Giovanni, eşi ve kızını kumsalda görüyoruz. Nanni Moretti kamerayı otobüsün içine koyuyor ve otobüs uzaklaştıkça aileden de ayrılıyoruz. Hayatlarının bir dönemine tanık olduğumuz Sermonti ailesi ile olan yakınlığımız burada bitiyor. Misafir olduğumuz birinin yanından ayrılırken onu otobüsün camından gördüğümüz son anlar gibi Sermonti ailesinden bir sahil kenarında ayrılıyoruz.

ogul odasi 3

Nanni Moretti, senaryo ve hikaye itibari ile filmin seyircinin duygularının manipüle edildiği, sıradan bir melodrama dönüşmesine müsade etmiyor. Finalde, bir deniz kenarında kurduğu setup ile deniz imgesini çok iyi bir şekilde kullanıyor. Karakterleri kumsalda son kez karşılarında bir deniz ile baş başa iken görüyoruz. Deniz engin ve uçsuz bucaksız bir yerken karakterin öldüğü ve tekrar dirildiği bir yer olarak sembolize edilebiliyor. Giovanni ve ailesi sahilde yürürken artık o denizi görüyorlar ve onlar için denize girme zamanının geldiğini fark ediyorlar. Yasın kabullenme aşamasında çizilen bu an filmin sadece ağlatmak ve duyguları suistimal etmek üzerine kurulmadığını bir kez daha gösteriyor.

İtalyan yönetmen Nanni Moretti’nin 2001 yapımı La Stanza Del Figlio – Oğul Odası isimli filminin başrollerinde yönetmen Nanni Moretti, Laura Morante, Jasmine Trinca ve Giuseppe Sanfelice gibi isimler yer alıyor. Aynı zamanda bu film, Cannes Film Festivali’nde en iyi filme verilen Altın Palmiye ödülünü almıştır.

 

Yazan: Recep Hazır

Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök