Romantik İlişkiler

Romantik İlişkilerde Öfke

romantik ilişkilerde öfke
No Title – Ivor Abrahams (1978)

Romantik ilişkilerde zaman zaman partnerlerin birbirlerine öfkelendiklerine şahit olabiliyoruz. Aslında öfke, ilişkilerin sağlıklı ve anlamlı bir şekilde sürdürülebilmesi konusunda önemli bir rol oynuyor. Fakat öfke duymak her zaman işlevsel olmayabiliyor. Hatta romantik ilişkilerimizde öfkenin psikolojik ve fiziksel şiddete yol açtığı durumlarla karşılaşabiliyoruz. Bu gibi durumlarda öfke ilişkinin sağlıklı bir şekilde sürmesine hizmet etmekten çıkıp toksik bir hal alıyor. Ancak şunu da vurgulamak gerekiyor ki bu yazımızda daha çok olağandışı olmayan ve şiddete dönüşmeyen bir öfkeden bahsedeceğiz.

Yapılan araştırmalara göre bağlanma stilleri ile öfke arasında önemli bir ilişki bulunuyor. Özellikle güvensiz bağlanma ve ilişkide öfkelenme arasında bir bağlantı olduğu biliniyor.  Şöyle ki güvensiz bağlanan kişiler partnerlerinin doğal davranışlarını yanlış anlamaya meyilli oluyorlar ve öfke bu kişiler için agresif bir davranış biçimine dönüşüyor1. Ayrıca yapılan araştırmalar kaçıngan ve kaygılı bağlanan bireylerin öfkelerinin birbirinden farklı nedenlerle ortaya çıktığını gösteriyor. Kaçıngan bağlanan bireyler öfkeyi partnerleriyle aralarına mesafe koymak için kullanırken, kaygılı bağlanan bireyler her ne kadar başarılı olamasalar da partnerlerine duydukları güvenin artması için öfkeyi kullanıyorlar1 .

Öfkenin güvensiz bağlanan kişilerde agresif bir davranış formunda ortaya çıktığını söyledik. Peki bu agresif davranış formu her zaman psikolojik ve fiziksel şiddeti beraberinde mi getiriyor? Araştırmalara baktığımızda terk edilme konusunda kaygılı olan erkeklerin şiddete daha eğilimli olduğunu görüyoruz. Bu kişiler öfkelerini kontrol etmekte zorlanıyorlar ve fiziksel şiddeti bir çıkış yolu olarak görebiliyorlar1. Ayrıca partnerlerin karşılıklı bir öfke yarışına girmesinin ilişkide şiddetin ortaya çıkmasına ortam hazırladığını söyleyebiliriz.

Romantik ilişkilerde öfke ve şiddet, bağlanma stilinin yanı sıra cinsiyetlere göre de farklı formlarda ve farklı nedenlerle ortaya çıkabiliyor. Erkekler yakın ilişki kurmaktan kaçındıklarında öfkelenip psikolojik şiddete başvurabiliyorlar. Bunun yanında kadınlar terk edilme konusunda endişelendikleri zaman öfkelenip hem fiziksel hem de psikolojik şiddete başvurabiliyorlar1. Ayrıca araştırmalar kadınların erkeklere oranla öfkelerini daha zor kontrol edebildiklerini ve çoğu durumda öfkelerini dışa vurduklarını gösteriyor1. Bu durum heteroseksüel ilişkilerde kadınların sorumluluk duygusunu daha yoğun hissetmeleriyle ve stres düzeylerinin erkeklere oranla daha yüksek olmasıyla ilişkilendiriliyor. Oysa ilişkideki olası bir çatışmada kadınlar erkeklere oranla daha uzlaşmacı bir tavırla partnerlerine yaklaşıyorlar1.

Yazımızın ilk bölümünde öfke halinin ve öfkenin nedenlerinin bağlanma stilimizle ve cinsiyetimizle olan ilişkisinden bahsettik. Peki, öfkeyi ifade etme biçimlerimiz birbirinden nasıl farklılaşıyor? Partnerimiz öfkeyi ifade etme biçimimizi herhangi bir şekilde etkileyebilir mi?  Her ne kadar ilk bakışta partnerimizin bize karşı olan tutumunun ve bağlanma stilinin öfkemizi ifade etme biçimimizi etkilediğini düşünsek de buna dair herhangi bir kanıt bulunabilmiş değil. Öfkemizi ifade etme biçimimiz bizim karakterimiz ve bağlanma stilimizle ilgili bir durum olarak ortaya çıkıyor. Örneğin; kaçıngan bağlanan bireyler partnerlerinin bağlanma stiline bağlı olmaksızın öfkelerini bastırmayı tercih ediyorlar1 . Ayrıca kaçıngan bağlanan erkek bireyler bir tartışmada zarara uğradıklarını düşündüklerinde öfkelerini dışa vurmak yerine intikam duygusuyla hareket edebiliyorlar5. Kaygılı bağlanan bireylerse öfkelerini genellikle dışa vurarak ifade ediyorlar1.

Öfke, bazen ilişkide yaşanan çatışmaların bir sonucu olarak ortaya çıkabiliyor. Öfkemiz yatıştıktan sonra ilişkimizi sağlıklı bir biçimde sürdürebilmek için partnerimizle uzlaşma yoluna gidiyoruz. Partneri ilişkiyi bitirmekle tehdit etmek ya da problemi yok saymak yıkıcı uzlaşma biçimleri olarak karşımıza çıkıyor. Bunun yanında partneri anlamaya çalışmak ve partneri affedip onun değişmesini beklemek yapıcı uzlaşma biçimleri olarak değerlendiriliyor1.  Uzlaşmak için kullanılan bu metotların çeşitliliği aslında partnerimizin öfkesini algılama şekillerimizin birbirinden farklı olmasından kaynaklanıyor. Bağlanma stilimiz partnerlerimizin öfkesini algılama şekillerimizi, dolayısıyla partnerimizle uzlaşma biçimimizi büyük oranda etkiliyor. Yapılan araştırmalar kaygılı bağlanan bireylerin ilişkilerini tehdit eden durumları abartmaya meyilli olduklarını gösteriyor5. Buna karşın kaçıngan bağlanan bireyler ilişkilerindeki ciddi bir tehdidi kabullenmeyi dahi reddediyorlar5. Güvenli bağlanan kişiler ise partnerlerinin duygularını anlamaya çalışarak ve değiştirilmesi gereken bir durum varsa bunun üzerine giderek uzlaşmayı tercih ediyorlar. Güvensiz bağlanan kişiler, karşı tarafı ilişkiyi bitirmekle tehdit ederek uzlaşmaya meyilli oluyorlar1. Bu araştırma sonuçlarına göre  yıkıcı uzlaşma biçimlerinden birinin benimsenmesinde bağlanma stillerimizin etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Öfke sadece romantik ilişkilerimizde değil farklı bağlamlarda kurduğumuz ilişkilerde de deneyimlediğimiz bir duygu olarak karşımıza çıkıyor. Toplumsal kalıplar kişilerin diğer ilişkilerinde deneyimledikleri öfkeyi romantik partnerlerinden “çıkardıklarını”, dolayısıyla romantik ilişkilerde öfkenin daha yoğun ve sık yaşandığını söylüyor. Peki, gerçekten öfkemizi partnerlerimizden çıkarmaya mı meyilliyiz? Bu soruyu cevaplamak için öncelikle genel anlamda öfkenin ve romantik ilişkilerde öfkenin birbirlerinden ayrıştıkları noktaları saptayabiliriz. Yapılan araştırmalar romantik ilişkilerde öfkenin daha yoğun ve sık hissedildiğine dair tahminleri desteklemiyor. Aslında romantik ilişkide deneyimlediğimiz öfke diğer ilişkilerimizde deneyimlediğimiz öfkeyle büyük oranda benzerlik gösteriyor. Bu deneyimlerin arasında tek bir fark var: öfkeyi bastırmak. Diğer insanlarla kurduğumuz ilişkilerde, romantik ilişkilerimize oranla öfkemizi daha sık bastırma eğilimindeyiz3. Bu durum romantik ilişkilerimizde daha sık öfkelendiğimize dair bir anlayış geliştirmemize neden olabiliyor. Oysa aynı bireylerle farklı bağlamlarda yapılan çalışmaların tutarlılığı; öfkenin, deneyimlendiği bağlamla çok da ilgili olmadığı tezini destekliyor3. Hatta bazı çalışmalar romantik ilişkilerimizde diğer ilişkilerimize oranla öfke düzeyimizin düşük olduğunu söylüyor3. Kısacası diğer ilişkilerimizde deneyimlediğimiz öfkeyi partnerlerimiz aracılığıyla dışa vurmuyoruz.

Her ne kadar öfkemiz partnerimizin bağlanma stilinden bağımsız olsa da toplumsal cinsiyet rolleri ve içinde bulunulan kültür romantik ilişkilerimizde öfke deneyimini etkiliyor. Örneğin; cinsiyet eşitliğinin sağlandığı ülkelerde heteroseksüel çiftlerle yapılan araştırmalar kadınların erkeklere oranla partnerlerine daha sık öfkelendiklerini gösteriyor. Cinsiyet eşitliği konusunda geride kalmış ülkelerde ise böyle bir durum karşımıza çıkmıyor4.

Tam bu noktada, değer yargıları öfkenin ifade ediliş biçimini anlama konusunda önemli bir etmen olarak karşımıza çıkıyor. Toplumun negatif değer yargılarının önemsendiği heteroseksüel ilişkilerde kadınlar yine erkeklerden daha çok öfkeleniyorlar fakat burada daha önce bahsettiğimiz bir kavram devreye giriyor: öfkeyi bastırmak. Bu ilişkilerde kadınlar erkeklere göre öfkelerini daha sık bastırıyorlar, erkeklerse öfkelerini doğrudan ifade etmekle ilgili herhangi bir problem yaşamıyorlar4. Heteroseksüel ilişkilerde kadınlar erkeklere oranla daha sık öfkelenseler dahi bu öfkenin saptanamamasında değer yargılarının etkisinin yoğun olarak hissedilmesinin bir etkisi olabilir mi? Yapılacak araştırmaların ileride bu konuya ışık tutması bekleniyor.

Öfkeyle ve onun getirdiği şiddetle baş etme konusunda kendimize ve çevremizdekilere bakış açımızı değiştirmek önemli bir rol oynuyor. Ayrıca şiddete eğilimli çiftler için terapi, partnerlerin birbirlerine karşı kaybettikleri güveni tekrar kazanmalarını sağlayabiliyor. Fakat yine de öfkeyle baş etme becerisini kazanmak güvensiz bağlanan kişilerin fiziksel ve psikolojik şiddete başvurmayacaklarını maalesef göstermiyor1.

Özetle romantik ilişkilerde öfke düzeyimiz ve öfkeyi ifade etme biçimimiz birden çok faktörden etkilenebiliyor. Bu faktörlerin başında bağlanma stilimiz geliyor. Toplumsal cinsiyet farklılıkları ve içinde yaşadığımız kültür de öfkeyi ifade etme biçimimizi şekillendirebiliyor. Bu bilgiler ışığında eğer partneriniz ya da siz bir öfke problemi yaşıyorsanız, ilişkinizin sağlığı için mümkünse çift terapisine gitmenizin ya da bakış açınızı değiştirmeye çalışmanızın yararlı olacağına inanıyoruz. Ancak ilişkinizde yaşadığınız öfke eğer ki psikolojik ya da fiziksel şiddet şeklinde kendini gösteriyorsa, o halde ciddi bir problemle karşı karşıya olduğunuz için hızlıca destek almanızı ve mümkünse içinde bulunduğunuz ilişkiden bir an önce çıkmanızı öneriyoruz. 

Yazan: Ozan Özhan

Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök

Kaynaklar:

[1] Nisenbaum, M. G., & Lopez, F.G. (2015). Adult Attachment Orientations and Anger Expression in Romantic Relationships: A Dyadic Analysis. Journal of Counseling Psychology, 62(1), 63-72.

[2] Lafontaine, M., & Lussier Y. (2005). Does Anger Towards the Partner Mediate and Moderate the Link Between Romantic Attachment and Intimate Violence?.  Journal of Family Violence, 20(6), 349-361.

[3] Kocur, J. L., & Deffenbacher J. L., (2014). Anger and Anger’s Expression Generally and in Romantic Relationships. Contemp Fam Ther, 36, 120–134.

[4] Fischer, A.H., & Evers, C., (2011). The Social Costs and Benefits of Anger as a Function of Gender and Relationship Context. Sex Roles, 65, 23-34.

[5] Martin, A. A., Hill, P. L., & Allemand, M. (2019). Attachment predicts transgression frequency and reactions in romantic couples’ daily life. Journal of Social and Personal Relationships, 36(8), 2247-2267.