Yakın İlişkiler Öneriyor

LGBTİ+ Bireyleri Konu Edinen Filmler

 

 

Priscilla

1969 yılının Haziran ayında gerçekleşen Stonewall ayaklanmalarının anısına, her sene Haziran ayı Onur ayı olarak kutlanıyor. Bu ay boyunca LGBTİ+ bireyler ve LGBTİ+ bireylere destek veren kişilerin katılımıyla bir dizi etkinlik düzenleniyor. Bu kutlamalar kapsamında, bizler de LGBTİ+ temasını işleyen birbirinden değerli film önerileri paylaşıyoruz. Herkesin kendi olduğu haliyle kabul gördüğü ve yaşayabildiği günlerin gelmesi umudumuzla… Onur ayı kutlu olsun!

Portrait de la Jeune Fille en Feu (IMDb: 8,1)

Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi, 18. yüzyılın sonlarına doğru, devrim çanlarının çalmaya başladığı Fransız toplumunda geçiyor. Temelinde aşkı konu edinen film, yönetmen Céline Sciamma’nın elinde, kadınlara ve LGBTİ+ bireylere yaklaşımı ile toplumun bu konuda ne kadar yol kat ettiğini veya edemediğini gözler önüne seriyor. 

Bir ressam olan Marianne, bir kontesin genç kızının resmini yapması için kuzey Fransa’daki küçük bir adaya davet edilir. Kontesin küçük kızı Héloïse, ölen kız kardeşinin eski nişanlısıyla evlendirilmek istenmektedir. Milano’da yaşayan bu asilzade Héloïse’yi hiç görmediği için kontes, Marianne’i çağırtır. Marianne’in Héloïse’ye belli etmeden onu incelemesi ve portresini çizmesi gerekmektedir. Günlerini birlikte geçirmeye başlayan Marianne ve Héloïse’in arasında arkadaşlıktan öte bir yakınlık doğar.

Bambaşka karakterlere sahip dört farklı kadını merkezine alan film, Rönesans’ın bitiminden Fransız Devrimi’ne kadar geçen sürede kadınların yüzleşmek zorunda kaldığı bireyleşememe problemine ışık tutuyor. Filmin ilerleyen dakikalarında Marianne, Héloïse ve genç hizmetçi Sophie arasında doğan birliktelik, sınıfları ve kültürleri aşan bir kadın dayanışması sergiliyor.

Hoje Eu Quero Voltar Sozinho (IMDb: 7,9)

Brezilya yapımı film, dilimize Bugün Eve Yalnız Dönmek İstiyorum ismiyle çevrilmiş. Film, bir LGBTİ+ filmi olmasının yanında, aynı zamanda ilk aşkın büyüsünü de anlatan bir gençlik filmi.

Görme engelli bir genç olan Leonardo, ailesinin sürekli gözetimi altında yaşamaktadır. Bu durumdan bunalan Leo’nun bir diğer problemi ise yalnızlıktır. Leo, kasabaya yeni taşınan sınıf arkadaşı Gabriel ile yakınlık kurar. Bu yakınlık sonucunda Leo, Gabriel’e aşık olur. İlk aşkın sarhoşluğunu yaşayan Leo, çok geçmeden en yakın arkadaşı Giovana’nın da Gabriel’den hoşlandığını keşfeder.

Filmin yönetmen koltuğunda Daniel Ribeiro oturuyor. Ribeiro’nun ilk uzun metrajı olan film, günlük hayattan sahneleri ve umut dolu hikayesi ile aynı türdeki diğer filmlerden ayrılıyor.

Paris Is Burning (IMDb: 8,2)

Türkçeye Paris Yanıyor adıyla çevrilen belgesel film, 1980’lerin son yarısında, New York’ta yaşayan Afro-Amerikan, Latin ve LGBTİ+ bireylerin oluşturduğu topluluklara ışık tutuyor. Belgesel, bu toplulukların düzenlediği baloları merkezine alıyor. 

1980’li yılların sonlarına doğru, özellikle “drag queen”lerin ve “crossdresser”ların katılım gösterdiği balolara ilgi oldukça artmıştı. Kategorilere uygun giyinen katılımcılar, podyumdaki şovlarıyla hem kendilerini diledikleri biçimde ifade edebiliyor hem de birincilik için yarışıyorlardı. Baloların popülaritesi o kadar arttı ki Vogue dergisinin kapak çekimlerindeki pozlardan yola çıkarak yarattıkları “voguing” dansı, daha sonra Madonna tarafından sıklıkla kullanıldı. 

Belgeselin ana odağını oluşturan bu balo kültürünün yanı sıra, New York’ta yaşayan LGBTİ+ bireylerin yaşamları, AIDS ve seks işçiliği gibi önemli başlıklara da değiniyor. Amerika’daki ırk, sınıf, cinsiyet ve cinsellik kavramlarını başarılı bir şekilde yansıtan bol ödüllü belgeselin yönetmenliğini ise Jennie Livingston üstleniyor.

Milk (IMDb: 7,5)

1977 yılında San Francisco Şehir Meclisine seçilen Harvey Milk, Amerika’da eşcinsel olduğunu gizlemeden bir devlet kadrosunda üst düzey yöneticilik yapma hakkı kazanan ilk kişidir. Milk, eşcinsel hakları adına önemli adımlar atmıştır. LGBTİ+ bireylerin yanı sıra, sendikalı işçilerden yaşlı vatandaşlara, toplumun her kesimi için savaşmıştır. Harvey Milk, 1978’de ölümüne kadar Amerika’da sevilen bir politikacı ve bir halk kahramanı olmuştur.

Milk filmi, eşcinsel haklarının savunuculuğu konusunda bir idol haline gelen Harvey Milk’in yaşamını konu ediniyor. Filmin yönetmen koltuğunda, Hollywood’un duyarlı yönetmeni Sean Penn oturuyor. Irak Savaşı’ndan işçi sınıfının gördüğü muameleye kadar, toplumun ezilen kesimlerine yapılanlara karşı duruşu ile tanınan Penn, eşcinselliği de bu filmiyle özgün bir biçimde ele alıyor.

Dallas Buyers Club (IMDb: 8,0)

Türkiye’de vizyona giren adıyla Sınırsızlar Kulübü, Ron Woodroof’un hayat hikayesine dayanıyor. Ron Woodroof, 1986 yılında AIDS’e yakalanır. Woodroof 1992 yılında hayatını kaybedinceye kadar, hem kendisinin hem de AIDS’e yakalanan diğer kişilerin hayatta kalabilmesi için çalışır. Filmin hikayesi, gazeteci Bill Minutaglio’nun 1992’de Dallas Morning News Gazetesi’nde yayınlanan haberi üzerinden kurgulanır. 

Dallas’ta yaşayan Ron Woodroof, HIV enfeksiyonu sonrasında AIDS’e yakalanır. Kendisine 30 günlük ömür biçilen Ron, Amerika’da onaylı tek ilaç olan AZT’yi kullanmaya başlar fakat ilacın olumsuz etkileri çok ağırdır. Hayatta kalma mücadelesi veren Ron, diğer ülkelerken ilaç kaçakçılığına başlar. İllegal bir biçimde kaçakçılığa devam eden Ron, doktoru Eve Saks ve aynı hastalıktan mustarip arkadaşı Rayon ile birlikte Dallas Buyers Club’ı kurar. AIDS hastaları için ilaç temin eden kulübün faaliyetleri ve hasta sayısı giderek artınca, Amerikan İlaç ve Besin Yönetimi kulübün yaptıklarını keşfeder. Bir olay diğerini izler ve Ron kendisini bir savaşın içinde bulur.

1980’lerin başından itibaren Amerika’da büyük bir sorun haline gelen AIDS, özellikle eşcinsellik ve uyuşturucu bağımlılığı ile birlikte anılıyordu. Film, bu büyük soruna ve eşcinsellerin maruz bırakıldığı bu tutuma ışık tutuyor. Kadrosunda Matthew McConaughey, Jared Leto, Jennifer Garner ve Steve Zahn gibi başarılı isimleri bulunduran filmin yönetmenliğini Jean-Marc Vallée üstleniyor.

Una mujer fantástica (IMDb: 7,2)

Muhteşem Kadın, trans şarkıcı Marina’nın aniden alt üst olan hayatını anlatıyor. Genç ve yetenekli Marina Vidal, sahne performansının yanı sıra garsonluk yaparak geçimini sağlamaktadır. Marina, kendisinden 20 yaş büyük sevgilisi Orlando ile mutlu bir hayat sürmektedir. Marina’nın mutluluğu Orlando’nun ani ölümü ile yerle bir olur. Hem polis hem de Orlando’nun ailesi onun ölümünden Marina’yı sorumlu tutarlar. Sevdiği kişiyi kaybetmenin acısı ile boğuşan Marina, aynı zamanda toplumdan gördüğü ikinci sınıf vatandaş muamelesi ile de başa çıkmak zorunda kalır.

Şili’nin yükselen yıldızı Sebastián Lelio’nun yönettiği film, 2018 yılında Akademi Ödüllerinde “Yabancı Dilde En İyi Film Ödülünü” kazanmıştır. Lelio, trajik bir kayıp yaşayan trans bir kadının topluma ve otoriteye karşı verdiği mücadeleyi başarılı bir biçimde sahneliyor.

The Adventures of Priscilla Queen of the Desert (IMDb: 7,4)

90’lı yılların en keyifli ve özgün yapıtlarından biri olan Çöller Kraliçesi Priscilla, queer temasını başarılı bir biçimde sergiliyor. Film, aynı zamanda Avustralya sinemasının altın yıllarından biri olan 1994 yılının parlayan yıldızıdır. Film, özgün senaryosunun yanı sıra Hugo Weawing ve Guy Pearce’ın sıra dışı performanslarıyla da ilgi çekiyor. Birbirinden renkli görüntülerin arkasında ise hem senarist hem de yönetmen olarak Stephan Elliott bulunuyor.

İki travesti ve bir transseksüel dansçı, çöl ikliminin hakim olduğu Avustralya’nın Alice Springs isimli tatil beldesindeki bir otelden iş teklifi alırlar. Priscilla isimli tur otobüsleri ile yola çıkan üçlü, sıra dışı bir yolculuğa başlar. Yolda otobüs bozulur ve birbirinden renkli karakterlere otobüslerini tamir eden Bob da eklenir. Kah keyifli kah düşündürücü anlarıyla uzun bir yolculuk onları beklemektedir.

 

Yazan: Sena Kirezçik

Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök