Romantik İlişkiler

Romantik İlişkilerde Ayrılık ve Sonrası

Ayrilik ve sonrasi_christian-schloe_portrait-of-a-heart

İlişkiler nasıl hayatımızın bir parçası ise ilişkilerin bazen beraberinde getirdiği ayrılık da hayatımızın bir parçası. Her ne kadar deneyimlerimiz, ilişkilerimizin türü,  uzunluğu, kurduğumuz yakınlık gibi faktörler ayrılık sürecini etkilese de bu yazımızda bağlanma teorisinin ışığında ayrılıkla baş etme şekillerine bakacağız.

Küçüklüğümüzde birincil bakım verenimizle kurduğumuz ilişkilerin yansımalarını, ilişkilerimizde ömür boyu görüyoruz. Bakım verenlerimizle ilişkimiz doğrultusunda oluşan bağlanma stillerimiz, bu bağlarımıza getirdiğimiz biricik özelliklerimizle beraber ilişkilerimizi şekillendiriyor. Bununla kalmayıp bu ilişkiler sona erdiğinde o ayrılıkla nasıl baş edeceğimizi de etkiliyor. Bağlanmanın ilişkiden ilişkiye değişebilme özelliğinden dolayı, bireyleri belirli bağlanma stilleri içinde sınıflandırmak, bazı araştırmacılar tarafından çok da uygun bulunmuyor1. Bunun yerine, yetişkinlerde bağlanma daha çok iki eksen üzerinden inceleniyor. Bu eksenlerin uç noktalarında bağlanma kaygısı ve bağlanma kaçınması bulunuyor. Düşük bağlanma kaygısı ve düşük bağlanma kaçınmasının kesiştiği noktada bulunan güvenli bağlananlar, ilişki kurma ve yakınlığı sürdürme konusunda kendilerini güvende hissediyorlar. Eksenlerin bağlanma kaygısı yüksek ve kaçınması düşük olan bölgelerinde kalan kişilerin ise daha fazla yakınlık isteği duydukları ve daha yüksek bir kaygı derecesine sahip oldukları görülüyor. Bu kaygının daha çok terk edilmek üzerine olduğu biliniyor. Kaçınmacı bölgeye düşen bireylerde ise duygusal açıdan başkalarından destek almakta ve yakınlık kurmada zorlanma görülüyor. Yüksek bağlanma kaygısı ve yüksek kaçınma kaygısına sahip olan korkulu-kaçınmacı bağlananlar ise yakınlık kurmak istiyorlar fakat aynı zamanda bu konuda zorlanıyorlar. Bu konuda daha detaylı bilgi edinmek için Bağlanma Stilleriadlı yazımızı ve aşağıdaki şekli inceleyebilirsiniz.

image1

Kendimizi, ilişkilerimizle ve birlikte olduğumuz kişilerle beraber tanımlıyoruz. Yaşadığımız bir ayrılığı benliğimize bir tehdit gibi algılayabiliyoruz. Bu yüzden, bir ilişki sona erdiğinde aslında benliğimizi yeniden düzenliyoruz2. Hepimiz, ilişkilerimizi benlik tanımlarımıza farklı derecelerde dahil ediyoruz. Bu nedenle ayrılık sonrası gerçekleşen bu düzenleme bireyden bireye farklılık gösterebiliyor. Örneğin; kaygılı bağlanma eğilimi gösteren bazı bireyler, ayrılık sonrası kendilik tanımlarında daha büyük bir eksikle karşılaşıyorlar3. Bu düzenleme sürecine öncülük eden ayrılık kararı, partnerimizi nasıl bir bağlanma figürü olarak gördüğümüzden etkilenebiliyor. Partnerimizi önemli bir bağlanma figürü olarak gördüğümüzde, özellikle ayrılık kararını veren taraf biz değilsek, duygusal açıdan uyum sağlamakta zorluk yaşayabiliyoruz4. Farklı bir bakış açısından bakacak olursak kaygılı bağlanma eğilimi gösteren veya da ilişkiyi sonlandırma eğilimi daha düşük olan bireyler, kaybettikleri partnerleri için istek duymaya devam ediyorlar3.

Ayrılık sonrası yeni benliğimize ve hayatımıza uyum sağlama sürecinde de bağlanma stilimizin izlerini görebiliyoruz. Örneğin; üniversite öğrencileriyle yapılan bir araştırmada, çocukluklarında güvensiz bağlanmaya sahip olduğu bildirilen öğrencilerin, romantik bir ayrılık sonrasında daha fazla olumsuz duygu deneyimledikleri gözlemleniyor5. Yine aynı araştırmada çocukluklarında güvenli bağlanan bireylerin, ayrılık acısıyla daha dirençli bir şekilde baş ettikleri görülüyor. Genel olarak güvensiz bağlanma eğilimi olan bireyler; ayrılıkla ve getirdiği duygularla baş etme amacıyla işlevsel olmayan, kendilerine zarar veren, alkol tüketimi gibi yollara başvurabiliyorlar3. Kaçınmacı bağlanmaya eğilimli bireyler; ilişkileriyle ilgili olumsuz duyguları deneyimlememek üzere, “başkalarına muhtaç olmamak” ve “kaçınmak” amacıyla çeşitli duygusal, zihinsel ve davranışsal baş etme yöntemlerine başvurabiliyorlar3. Kaygılı bağlanma eğilimi olan bireyler ise başkalarıyla ilişkide olmadıklarında kendilerini kötü hissediyorlar. Daha önce de bahsettiğimiz gibi bu kişilerde kaybedilen partneri geri getirme isteği yoğun olabiliyor. Fakat aynı zamanda bazı araştırmalar, bu kişilerin kaybedilen partnerin yerine geçebilecek birini aramaya meyilli olabileceklerini de ortaya koyuyor3.

Çaba istese ve çok kolay olmasa da ayrılık sonrası değişim ve gelişme göstermek tabii ki mümkün. Araştırmalar, bu değişim ve gelişmenin gerçekleşebilmesini kişilerin harekete geçmiş bağlanma sistemleriyle; yani bağlanmayla ilgili duygularını, düşünce ve davranışlarını devreye sokan sistemle açıklıyor. Bir araştırmaya göre ilişkinin sona ermesiyle kaygılı bağlanma eğilimi gösteren bireyin aktifleşmiş bağlanma sistemi, bireyi derin düşünmeye yöneltiyor. Bu derin düşünme sürecinin, ayrılık deneyimlerini anlamlandırmaya yardımcı olduğu savunuluyor6. Bunun bedeli ise olumsuz duygu deneyimlerini daha fazla tecrübe etmek oluyor. Başka bir araştırma ise kişinin bağlanma eğilimi ne olursa olsun, ayrılık sonrası duygu ve anılar tazeyken ayrılık ve ilişki üzerine düşünmenin olumsuz etkileri olduğunu gösteriyor. Fakat zaman geçtikçe sadece kaygılı bağlanan bireyler için bu durum işlevsiz bir hal alıyor4. Bu işlevsizlik ise ilişki üzerine düşünen kaygılı bireylerin aşırı derecede harekete geçen bağlanma sistemlerini sakinleştirememelerine dayanıyor4. Fakat sonuç olarak iki araştırma da duyguların tazeliği geçtikten sonra, yaşananlar üzerine düşünmenin ve bunları anlamlandırmanın, kişisel ve ilişkiler arası büyüme ve gelişime katkısı olduğunu savunuyor.

Ayrılık sonrası baş etme yöntemlerimiz bu yazıda bahsettiğimizden daha fazla unsurdan etkileniyor. Bağlanma biçimimiz, ilişki kurma yöntemimiz ve ilişkilerdeki alışkanlıklarımız bu baş etme şekillerimizi etkileyen önemli faktörler olarak görülse de henüz tanımlayamadığımız birçok unsur da baş etme sürecimizde etkili olabiliyor. Ayrılık, hayatımızdan çıkaramadığımız ve bir o kadar da üzerinde az kontrol sahibi olduğumuz bir deneyim. Belki bu kaçınılmazı değiştiremiyoruz ama araştırmaların da gösterdiği gibi ayrılık sonrası gelişim şansının ve ayrılıkla baş etme yöntemimizin hala bizim elimizde olduğunu bilmek kendimizi daha güçlü hissetmemize yardımcı olabiliyor.

 

Yazan: İlayda Akınkoç

Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök

 

Kaynaklar

[1] Brennan, K. A., Clark, C. L., & Shaver, P. R. (1998). Self-report measurement of adult attachment: An integrative overview. In J. A. Simpson & W. S. Rholes (Eds.), Attachment theory and close relationships (p. 46-76). New York: Guilford Press.

[2] Lee, L. A., & Sbarra, D. A. The Predictors and Consequences of Relationship Dissolution: Breaking Down Silos. In M. I. Campa (Ed.), Human Bonding: The Science of Affectional Ties. Oxford University Press.

[3] Davis, D., Shaver, P. R., & Vernon, M. L. (2003). Physical, Emotional, and Behavioral Reactions to Breaking Up: The Roles of Gender, Age, Emotional Involvement, and Attachment Style. Personality and Social Psychology Bulletin, 29(7), 871-884.

[4] Fagundes, C. P. (2011). Getting over you: Contributions of attachment theory for postbreakup emotional adjustment. Personal Relationships19(1), 37–50.

[5] Gilbert, S. P., & Sifers, S. K. (2011). Bouncing Back from a Breakup: Attachment, Time Perspective, Mental Health, and Romantic Loss. Journal of College Student Psychotherapy25(4), 295–310.

[6] Marshall, T., Bejanyan, K., & Ferenczi, N. (2013). Attachment Styles and Personal Growth following Romantic Breakups: The Mediating Roles of Distress, Rumination, and Tendency to Rebound. Plos ONE8(9), e75161.