Yakın İlişkiler Öneriyor

Nazım Hikmet’in Şiirlerinde Aşk – I

WhatsApp Image 2020-03-21 at 12.42.06

Nazım Hikmet Türkçe’de en güzel sevda şiirlerini yazan şairlerimizin başında geliyor. Ünü ülke sınırlarını aşıp evrensele ulaşmış büyük bir ozanımız… Aşkı ele alışı ise gençliğinden yaşlılığına farklılıklar gösteriyor. Biz de kimi şiirlerinden örneklerle ve yorumlarla bunu irdelemeye çalıştık. Keyifli okumalar!

Picture1

835 Satır (1929)

“Uzun zaman sevda şiiri yazmadım. Hatta şiirlerimde ‘yürek’ kelimesini kullanmadım, yürek şuurun değil, duygunun sembolüdür diye. Zaman oldu en renkli, en ahenkli şekillerin peşinde koştum, halka söylemek istediklerimi bu şekillerle söylersem daha hoşa gider, daha kolay dinlenir, daha dokunaklı olur diye düşündüm. Zaman oldu büsbütün tersine, en sade, en göze görünmez şekillerle halka türkümü dinletmek istedim.”

Kalbimizin ensesinde kıvrılan
yağlı uzun saçlarımız yok
güle, bülbüle, ruha, mehtaba, falan filân
karnımız tok.
Ve şimdilik
gönül işlerine vermiyoruz metelik..
Sen bize hiç korkmadan
emanet et karını.
Biz
Prometenin çığlıklarını
doldurup pipomuza
kaba kıyım tütün gibi içiyoruz,
yangın kulesiyle verip
omuz omuza
ufuklarda kızaran gözleri seçiyoruz….

Nazım Hikmet, kendisinin de belirttiği gibi ilk dönem eserlerinde sevda şiirleri yazmaktan özellikle kaçınıyor. Bu şiirleri, gençlik coşkusunun ve siyasal düşüncelerinin ön planda olduğu kavga şiirleri olarak değerlendirebiliriz. Sesi oldukça yüksek perdeden, gür ve meydan okuyucu. Kapitalizme, açlığa, ideallerinden dönenlere, Pierre Loti’ye dahi çatan siyasal yanı olan şiirler… Kadın ve aşk, erkeği mücadelen alıkoyan bir angarya gibi ele alınıyor. Vakur bir tavırla yolundan dönmeyen, iradeli ve cesur insanlar övülüyor. Aslolan mücadele, aslolan siyasal eylem. Birey, dolayısıyla bireyin içsel dünyasının bir ürünü olan aşk gibi duygular, topluluğun içinde geri planda kalıyor. 835 Satır başlığı altında basılan “Gövdemdeki Kurt”, “Yürüyen Adam”, Promete, Pipomuz, Gül, Bülbül V.S.” gibi şiirleri bunun açık birer örnekleri. Gece Gelen Telgraf (1932) içinde yer alan “Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın ve Hanımelleri”, “Bir Ayrılış Hikâyesi” gibi şiirleri de bu kategoride değerlendirilebilir. 

Picture2

Benerci Kendini Niçin Öldürdü? (1930)

İşte kapı açıldı
geldi beklenen kadın..
“-BEKLETTİM Mİ?”
“-ÇOK…
Ama zararı yok..”

Kadın
yakaladı genç adamı
elinden.
Genç adam
yakaladı kadını belinden
Bir yumrukta kırdı camı.
Oturdular pencerenin içine.
Sarktı ayakları gecenin içine….
Işıklı bir deniz dibi gibi
başlarında, sağda, solda gece yanıyor.
Ayakları karanlık boşluklara sallanıyor.
Sallanıyor ayakları
sallanıyor ayakları…
………..DUDAKLARI……

Sevmek mükemmel iş delikanlım.
Sev bakalım…
Mademki kafanda ışıklı bir gece var,
benden izin sana,
seeeeev
sevebildiğin kadar..

Bu dönemde henüz hepimizin az çok bildiği o olgun, doyurucu, kişisel tecrübelerinden izler taşıyan aşk şiirlerinden çok uzağız. Burada aşkın, Hintli genç Benerci’nin hikâyesinde bir yan unsur olarak ele alındığını görüyoruz. Genel olarak Asya toplumlarının ve özelinde Hindistan’ın İngiliz emperyalizmine karşı olan mücadelesi Nazım Hikmet’in temel vurgusu. Aşk, başlı başına ayrı bir tema olarak değil, bir anlatının tamamlayıcı parçalarından biri olarak sunuluyor.

Picture3

Kuvâyi Milliye Başlığı Altında
Saat 21-22 Şiirleri (1945)

“İnsana bas olan her şey şiirime de bas olsun istiyorum. İstiyorum ki, okuyucum bende – yahut bizde- bütün duygularının ifadesini bulabilsin. 1 Mayıs bayramına dair şiir okumak istediği zaman da bizi okusun, karşılıksız sevdasına dair şiir okumak istediği vakit de bizim kitaplarımızı arasın.”

Ne güzel şey hatırlamak seni
Ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken…

Ne güzel şey hatırlamak seni :
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının…
İçimde ikinci bir insan gibidir
                                        seni sevmek saadeti… 

Parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,

güneşli bir rahatlık

ve etin daveti :

               kıpkızıl çizgilerle bölünmüş

                                                      sıcak

                                                            koyu bir karanlık…

Ne güzel şey hatırlamak seni,

yazmak sana dair,

hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek :

filânca gün, falan yerde söylediğin söz,

                                                  kendisi değil,

                                                         edasındaki dünya…

Ne güzel şey hatırlamak seni.

Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine :

                                                      bir çekmece

                                                                   bir yüzük,

ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.

Ve hemen

         fırlayarak yerimden

penceremde demirlere yapışarak

hürriyetin sütbeyaz maviliğine

                         sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım…

Ne güzel şey hatırlamak seni :

Ölüm ve zafer haberleri içinden,

hapiste

ve yaşım kırkı geçmiş iken…   

30 Eylül 1945

Seni düşünmek güzel şey
                                ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey.
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil,
                          şarkı söylemek istiyorum.

10 Ekim 1945

Gözlerine bakarken
          güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma,
          bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde kayboluyorum…

Yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçuruum,
durup dinlenmeden değişen ebedî madde gibi gözlerin :
                                            sırrını her gün bir parça veren
                                          fakat hiçbir zaman
                                          büsbütün teslim olmayacak olan…

27 Ekim 1945

Bir elmanın yarısı biz
                              yarısı bu koskoca dünya.
Bir elmanın yarısı biz
                              yarısı insanlarımız
Bir elmanın yarısı sen
                            yarısı ben
                                      ikimiz…    

Nazım Hikmet’in hapishanedeyken eşi Piraye için yazdığı; kıskançlık, hasret, aşk, merak, tutku, cinsellik, kaygıyla yüklü, her türlü duygusunu apaçık yansıtan bu şiirleri kuşkusuz en önemli aşk şiirleri arasında. 1951’de hapisten çıkıp Moskova’ya gittikten sonra çok daha uzun, lirizmin doruklarında şiirlerle karşılaşacağız. Bu şiirler henüz bu nokta değil. Genelde her biri belli başlı bir duyguya odaklanan, ölçülü kısalıkta, anlık duygularını ortaya koyan şiirlerden oluşuyor.  

Not: Nazım Hikmet’in tüm şiirleri, Yapı Kredi Yayınları tarafından toplam sekiz ayrı kitap olarak basıldı. Bu basımlarda şairin ayrı ayrı kitaplar olarak bastığı eserlerin bir kısmı da aynı kitap başlığı altında toplandı. Örneğin Benerci Kendini Niçin Öldürdü (1930), şairin yaşadığı dönemde tek bir kitap olarak basılmışken bugün beş ayrı şiir kitabı tek bir kitapta Benerci Kendini Niçin Öldürdü başlığı altında basılıyor. İlgilenen okurların kaynaklara kolay ulaşabilmesi için adı geçen şiirler bugün YKY’den hangi kitap başlığı altında çıktıysa buna göre tanıtıldı. Ayrıca verilen şiirlerde şairin orijinal imlasına ve noktalama işaretlerine bağlı kalındı. 

Yazan: Alkan Özdemir

Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök