Reklamlar
Cinsellik

Kadınları Baskılama Aracı Olarak Etiketleme

Slut Shaming
Le Rouge a Levres 2 – Kupka, Frantisek (1908)

Orospu, kaşar, kevaşe, kaltak, sürtük, aşüfte, hafifmeşrep, fahişe, yollu… Toplumsal cinsiyet rollerinin çizdiği sınırların dışına çıkan kadınların toplum tarafından etiketlenebileceği sözcüklerin listesi uzayıp gidiyor. Üstelik bu etiketler kadınlara bir an için verilmiyor, çoğu zaman ömür boyu göğüslerinde taşıyacakları bir işaret olarak takılıyor. Mezuniyetlerinin üzerinden onlarca yıl geçmiş de olsa birçok kişi hala ‘sizin lisenin orospusu kimdi?’ sorusunu cevaplayabiliyor.

Bu etiketleme ve ayıplama süreci, toplumda cinsel davranışları tasvip görmeyen bir sınıf oluşturarak cinsel davranışları tasvip gören başka bir sınıfın yaratılmasına sebep oluyor.  Bu sınıflaşma kabul gören kişilerin toplumsal aidiyet ihtiyaçlarını giderirken, aynı zamanda bu grubun diğer gruplar üzerinde bir baskı kurmasının ve otoriteye sahip olmasının da yolunu açıyor¹.

Araştırmalar lise çağındaki kız öğrenciler için “orospu” ve benzeri sözcüklerin, erkek öğrenciler içinse “ibne” ve benzerlerinin en yaygın ve en korkulan etiketler olduğunu gösteriyor. Bu sözcüklerin ve varyasyonlarının ortak işlevi ise kişilere cinsiyetleri ve cinsellikleri ile ilgili neleri “doğru” yapmadıklarını öğretmek ve eğer toplumun doğrularına uygun davranmazlarsa ne gibi sonuçlarla karşılaşacaklarını bu kişilere ve çevresindekilere göstermek oluyor¹.

Kadınlar için bu sonuçlar arasında toplumda saygınlığını kaybetmek, görmezden gelinmek, yalnızlaştırılmak, ciddi bir potansiyel romantik partner olarak algılanmamak, cinsel olarak daha az çekici bulunmak gibi durumlar bulunuyor. Yani heteroseksüel ve tek eşli bir evlilik dışında cinsellik yaşayan kadınlar; zekaları, fikirleri, becerileri, arkadaşlık ya da romantik ilişkileri gibi soyut konularda ve beden kimlikleri gibi somut konularda daha değersiz ve aşağı görülüyorlar².

Tüm bu sürecin temelinde toplumsal cinsellik ve cinsiyet normlarının kişiler tarafından içselleştirilmesi yatıyor.  Ergenlik döneminden itibaren toplumsal cinsiyet rolleri herkes için daha sınırlayıcı ve keskin bir hale geliyor. Kişilerin cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimi ne olursa olsun, dış görünüşleri ve davranışları ile ilgili toplumsal öğretiler ve yargılamalardan bahsedebiliyoruz.  Ancak araştırmalar gösteriyor ki; genel olarak kadınlar, cinsel yönelimleri fark etmeksizin, erkeklerle kıyaslandığında toplumsal cinsiyet rollerine uyup uymamak konusunda birbirlerine karşı daha az baskıcı oluyorlar⁴. Buna rağmen ergenlik sürecinin kadınlar için kolay olmadığını biliyoruz. Ergenliğe girip çocuk vücudunun erişkin vücuduna dönüşümünü gözlemleyen kızlarda, ataerkil toplumun dikte ettiği “feminen” ve “hanımefendilere uygun” davranışlar gerçek bir kadın olmakla özdeşleştirilebiliyor. Bu sebeple de kişi “gerçek bir kadın” olmak adına; kendi davranış ve hareketlerini devamlı olarak kontrol ediyor ve isteklerini bastırıyor. Feminist filozof Simone de Beauvoir bu süreci, kadınların “erkek bakışını” içselleştirip kendi davranışlarını buna göre değerlendirmesi olarak yorumluyor⁵.

Erkek bakışını içselleştirmek aynı zamanda kadınların aktif bireyler oldukları gerçeğini görmezden gelip cinsel objeye indirgendikleri bakış açısını da içselleştirmek anlamına gelebiliyor. Kadınların bu algıyı içselleştirmeleri kendilerini vücut parçalarının toplamı olarak görmelerine ve kendilerini sahip olunabilen, tüketilebilen bir varlık olarak algılamalarına sebep olabiliyor. Kadınların kendilerini objeleştiren bu algıyı içselleştirmesi, yeme bozuklukları ve depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklara yakalanma risklerini arttırırken cinsel davranışlarını da etkiliyor. Bu bakışı yoğun olarak içselleştirmiş kadınlarda kendi cinselliklerini erkeklerin gözünden görme durumu ortaya çıkabiliyor. Bu kadınlar cinsel olarak daha az aktif oluyorlar, daha az güvenli seks yapıyorlar ve cinselliklerini erkeklerin duygu, istek ve algılarına göre yaşadıkları için cinsellikten daha az tatmin duyuyorlar. Ayrıca bu kadınların birçoğu cinsel deneyimlerini pişmanlık, endişe ve kirlenme korkusu gibi hislerle anımsıyorlar⁵.

Peki genç kızların toplumsal cinsiyet normlarına uygun davranması, yani mesela kendi içlerinden geldiği gibi değil de geleneksel feminenlik algısına uygun bir şekilde hareket etmeleri ya da vücutlarının dış görünüşünü içselleştirilmiş feminenlik algısına göre değerlendirmeleri, onların psikolojilerini nasıl etkiliyor? Araştırmalar, uyumlu ve “tatlı” olmaya çalışan, öfkesini dışa vurmayan, zayıf ve narin bir vücuda sahip olmayı kendi değerinin en önemli kriteri olarak gören genç kızlarda düşük özgüven ve depresyon gibi psikolojik rahatsızlıkların daha fazla gözlemlendiğini gösteriyor. Diğer bir deyişle, geleneksel feminenlik algısını içselleştirmek ile psikolojik sağlığın kötüye gitmesi arasında güçlü bir ilişki gözlemleniyor³.

Kadınların cinsiyet rollerini ve cinselliklerini kontrol altında tutmak için uygulanan toplumsal pratiklerin arasında kadınları belli etiketlerle tanımlamak ve ayıplamak önemli bir yer tutuyor. Birini etiketlemek o kişiyi cezalandırmakla kalmıyor, bu durumun kişiye yaşattığı olumsuzlukları görünür hale getirerek diğer kişileri de aynı muameleye maruz kalmakla korkutuyor ve toplumsal bir kontrol mekanizması yaratıyor. Peki bu süreç nasıl işliyor, ne oluyor da kadınların ismi orospuya çıkıyor? Kişilerin kaç kişiyle seks yaptıkları, bir ilişkinin hangi aşamasında seks yaptıkları, bir ilişkiye başlama ve ilişkiyi sonlandırma süreleri, ilişkiye nasıl başladıkları ve ilişkiyi nasıl sonlandırdıkları, nasıl giyindikleri bu süreci etkileyen temel faktörler arasında. Genel algının aksine, daha önce hiç seks yapmamış kadınlar dahi bu çeşitli faktörler sonucunda etiketlenmeye maruz kalabiliyorlar². Bu faktörlerin yanı sıra, birçok kişi tarafından çekici bulunan vücutlara sahip kadınların etiketlenme ve ayıplanma olasılıkları artıyor. Bu süreçte etiketleme ve ayıplama davranışları daha çok diğer kadınlar tarafından gerçekleştiriliyor ve bu durum kıskançlık hisleriyle ilişkilendiriliyor².

Amerika’da ergenlik dönemindeki öğrencilerle yapılan bir araştırmaya göre kız öğrencilerin cinselliğiyle ilgili dedikodular genelde gerçek ya da gerçek dışı hikayeleri başkalarıyla paylaşan erkek öğrencilerden çıkıyor. Bu süreçte erkek öğrenciler akranları arasında itibar kazanırken kız öğrenciler okuldaki itibarlarını kaybediyorlar. Bu ve benzeri dedikoduların oluşturulmasında çoğunlukla erkekler başrolde olsa dahi etiketleme davranışı daha çok kız öğrenciler tarafından gerçekleştiriliyor. Kız öğrenciler bunu kız ve erkek öğrenciler arasındaki statülerini yükseltme ve atfedilmiş cinsiyet normlarına mevzubahis kız öğrenciden daha uygun olduklarını gösterme motivasyonuyla yapıyorlar. Bu süreçte kendilerini kabul gören sınıfta konumlandırarak arkadaş ve romantik partner edinme şanslarını arttırıyorlar. Etiketlenmiş kız öğrencilerin okuldaki heteroseksüel erkek öğrenciler tarafından potansiyel cinsel partner olarak görülme olasılığı artarken romantik partner olarak görülme olasılıkları azalıyor. Kız öğrenciler okul ortamında geleneksel toplumsal cinsiyet rollerine uygun olan veya olmayan davranışları üzerinden sınıflandırılıyor, dolayısıyla toplumsal bir kontrol mekanizması yaratılmış oluyor. Maalesef bu sınıflandırmanın mikro düzeydeki en etkili faili de mağduru da kadınlar oluyor².

Araştırmalar süreci bu şekilde açıklasalar da okul ortamında bir öğrenciyi etiketleme davranışına okuldaki diğer kız öğrencilerin verdikleri tepkiler çeşitlilik gösteriyor. Bu davranışa tam destek veren öğrenciler, etiketlenen kız öğrencilerin kabahatli olduklarını ve bu etiketi hak ettiklerini, yani kurban değil fail olduklarını düşünüyorlar. Bu duruma tam olarak karşı olan öğrenciler ise, etiketlenmiş kız öğrenciyi “suçlu” olarak değil “düzenin mağduru” olarak görüyorlar. Kadınların kendi cinselliklerini nasıl yaşadıklarının ancak kendilerini ilgilendireceğini ifade ediyorlar. Birçok kız öğrenci ise kendisini bu duruma tam olarak destek veren ve tam olarak karşı çıkan söylemlerin ortasında bir konuma yerleştiriyor².

Buna benzer başka bir araştırma ise 2011 yılında Londra’da yapılıyor. Araştırma, öğrenciler arasında gerçekleşen “sexting” aktivitesini inceleyerek toplumun farklı cinsiyetlere uyguladığı ahlak kurallarındaki çifte standartları gösteriyor. Sexting, kişilerin vücutlarını gösterdikleri fotoğrafları da içeren mesajlaşmalar olarak tanımlanıyor. Bu fotoğrafları talep eden ve alan erkek öğrenciler akranları arasında daha saygın ve daha popüler bir konuma gelirken, fotoğrafları kendi istekleriyle gönderen kızlar kendilerine saygıları olmayan kızlar olarak görülüp ayıplanıyorlar. Hem erkek hem kız öğrenciler tarafından “kaşar” ve “aptal” olarak etiketleniyorlar⁶. Bu fotoğrafların erkek öğrenciler tarafından rıza dışı başka insanlarla paylaşılması ve kötüye kullanımı durumunda ise hem kız hem erkek öğrencilerin çoğu kabahatin büyük kısmının fotoğrafı gönderen kız öğrencide olduğunu söylüyor ve mağduru suçluyor. Hatta bir erkek öğrencinin bir kız öğrencinin vücudunun gözüktüğü fotoğraflarını onun izni ya da haberi olmadan çekip başkalarıyla paylaştığı durumlarda da kız öğrenci, bu fotoğrafların çekilebilmesinin mümkün olduğu bir durumda bulunduğu için asıl suçlu olarak kabul ediliyor. Fotoğrafları başkalarıyla izinleri dışında paylaşılan kız öğrencilerin suçlu bulunmadığı durumlarda, buna alternatif olarak kız öğrencinin hikayesini dramatikleştirme, kız öğrenciyi gerçekleştirdiği cinsel eylemin ne olduğunun farkında olamayacak saf bir varlıkmış gibi gösterme gibi durumlar ortaya çıkabiliyor⁶.

Bu araştırmalar sayesinde görüyoruz ki, her ne kadar feminist hareket ve cinsiyetçiliğe eleştirel yaklaşan popüler yaklaşım toplumdaki cinsiyet eşitliği adına büyük değişimlere yol açmış olsa da, cinsellikle ilgili çifte standartlar ve geleneksel normların birçoğu kültürel alandaki güçlü yerini koruyor. Günümüzde hala yoğun bir şekilde devam eden etiketleme davranışı kadınlar için büyük bir tehdit olarak görülüyor. Etiketlenen ve ayıplanan kadınlar yalnızlaşıyor, görmezden geliniyor ve hatta cinsel olarak daha fazla istismara maruz kalıyor².

Ne var ki mücadele sürüyor. Günümüzde birçok aktivist bu problemle ilgili eylemlerde bulunuyor. Hatta 2011 yılından beri dünyanın birçok yerinde her sene “SlutWalk” (Orospu Yürüyüşü) gerçekleşiyor. Konuyla ilgili dayanışmayı ve farkındalığı arttırmak adına sosyal medyada birçok kadın kendi hikayesini paylaşıyor, mücadele çağrısında bulunuyor. Hatta birçok aktivist “orospuyum, gururluyum”, “velev ki orospuyum” gibi söylemlerde bulunarak kavramın kullanım alanına, alışıldık manasına, ve geleneksel baskıcı gücüne meydan okuyor. Ne var ki, bu son yöntem ile ilgili kadın hakları savunucuları bir uzlaşmaya varmış değil. Kimi aktivistler “orospu” kelimesinin ataerkil yapı tarafından kadınları aşağılamak amacıyla yaratıldığının altını çizip bu kelimenin pozitifleştirilmesiyle sürdürülen bir mücadelenin otantik olmayacağını savunuyor.

Tüm bu mücadele etkili sonuçlar doğursa dahi bahsettiğimiz yöntemlerin büyük bir kısmının herkes tarafından kolayca gerçekleştirilebilecek yöntemler olmadığı bir gerçek. Birçok kadın için, yaşadığı toplumsal alandaki şartlardan ve tehlikelerden dolayı bu baskılara yüksek sesle meydan okumak her zaman mümkün değil. Ancak kişilerin bu problemle ilgili bilinçlenmesi, konuyla ilgili kadın dayanışmasının artması her alanda gerçekleştirilebilecek çözüm yöntemlerinin başında geliyor. En önemli ve kritik noktalardan biri de; kişinin rızası dahilinde, dilediği gibi bir cinsel hayat yaşamasının kendisinden başka kimseyi ilgilendirmediğini ve cinselliğin utanılacak ya da birilerini utandırma amacıyla kullanılacak bir şey olmadığını akılda tutmak.

 

Yazan: Meryem Gedemenli

Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök

Kaynaklar

[1] Payne, E. C. (2016, February 2). ‘Slut’: Gender Policing As Bullying Ritual. HuffPost. Retrieved from https://www.huffingtonpost.com/elizabethe-c-payne/slut-gender-policing-as-bullying-ritual_b_1952205.html

[2] Summit, A. K., Kalmuss, D., DeAtley, J., & Levack, A. (2016). Unraveling the slut narrative: Gender constraints on adolescent girls’ sexual decision-making. American Journal of Sexuality Education, 11(2), 113-128.

[3] Tolman, D. L., Impett, E. A., Tracy, A. J., & Michael, A. (2006). Looking good, sounding good: Femininity ideology and adolescent girls’ mental health. Psychology of Women Quarterly, 30(1), 85-95.

[4] Horn, S. S. (2007). Adolescents’ acceptance of same-sex peers based on sexual orientation and gender expression. Journal of Youth and Adolescence, 36(3), 363-371.

[5] Hirschman, C., Impett, E. A., & Schooler, D. (2006). Dis/embodied voices: What late-adolescent girls can teach us about objectification and sexuality. Sexuality Research & Social Policy, 3(4), 8-20.

[6] Ringrose, J., Harvey, L., Gill, R., & Livingstone, S. (2013). Teen girls, sexual double standards and ‘sexting’: Gendered value in digital image exchange. Feminist Theory, 14(3), 305-323.

 

Reklamlar