Romantik İlişkiler

Nasıl Yakın İlişki Kuruyoruz?

Relationship Initiation_john-gannam-romantic-couple-in-fancy-restaurant,-she-eating-dessert
John Ganham – A Romantic Dinner

Partnerinizle tanışmanızdan ve hatta birbirinizi çekici bulmaya başladığınız aşamadan sonra aranızdaki yakınlığın nasıl oluştuğunu hiç düşündünüz mü? Daha önceki yazılarımızda kişileri ilk aşamada çekici bulmamızı sağlayan faktörleri ve ardından çekici bulduğumuz kişilerle nasıl flört etmeye başladığımızı incelemiştik. Bu yazımızda ise bizi ilgi duyduğumuz kişilerle sağlıklı ve iyi işleyen yakın ilişkiler kurmaya iten faktörlerden ve bu ilişkilerin nasıl kurulduğundan bahsedeceğiz. Ama hepsinden önce “sağlıklı ilişki” dediğimiz kavramın ne olduğuna değinelim.

Araştırmacılara göre ideal bir yakın ilişkide olması gereken belli faktörler var. Kimi zaman karşıdaki insanın mutluluğu için sorumluluk almak, birbirinin ihtiyaçlarına karşılıklı olarak ancak aslında karşılık beklemeden yanıt veriyor olmak bu faktörlerden birkaçı1. Bunların dışında karşımızdaki insanı anlamak, ona değer vermek, o kişi bir başarı gösterdiğinde içten bir şekilde mutlu olabilmek ve aksi bir durumda aynı içtenlikle üzülebilmek sağlıklı bir ilişkide mühim rol oynuyor.  İyi işleyen bir ilişkideki bireyler birbirleriyle oldukları zamanlarda yalnız veya yabancı insanlarla olduklarından daha güvenli hissediyorlar, partnerleri tarafından ihmal edilince incinebiliyorlar, ancak partnerleri de bu gibi durumlarda kendilerini suçlu hissedip durumu düzeltmek için çaba gösteriyorlar2. Sağlıklı ilişkiler yaşayan bireyler hoşlarına giden ve ilişkiye çeşitli yönlerden faydası olan aktiviteleri (bağlılık hissini artırmak gibi) yapmaktan zevk alıyorlar3.

Ancak tabii ki bizi böyle ilişkiler kurmaya iten tek şey karşımızdaki insanı çekici bulmamız veya ortak ilgi alanlarımız olması değil. Araştırmalar, romantik veya arkadaşça ilişkiler kurulmasının 5 temel etkeni olduğunu ortaya koyuyor1.

  • Halihazırda kaliteli bir yakın ilişkinin eksikliğini çekiyor olmak ve yeni bir yakın ilişki kurmak istemek: Eski yazılarımızda da bahsettiğimiz gibi, insanlar sosyal canlılar oldukları için hem toplumsal hem de bireysel yönlerden diğer insanlarla etkileşime geçip bağ kurmaya ihtiyaç duyuyor Dolayısıyla bu tarz bir yakın ilişkinin eksikliğini hissediyor olmak, bizleri yeni bir yakın ilişki kurmaya teşvik eden en önemli durumlardan biri haline geliyor.
  • Bağlı olduğumuz bir ilişkinin bulunmasının diğer insanları çekici bulmamızı engellemesi: Nasıl yakın bir ilişkinin eksikliğini çektiğimizde dürtülerimiz bizi yeni bir ilişki kurma yönünde teşvik ediyorsa bir ilişki içindeyken de tam tersi şekilde azalıyor ve bizi durduruyorlar. Özellikle romantik ilişkilerde bağlı olduğumuz birisi olduğunda, bu tarz dürtülerimizin azaldığını gözlemleyebiliyoruz. Bir ilişkideyken diğer insanları yalnız olduğumuz zamanki kadar çekici bulmamamız, toplumsal yönden yeni bir ilişkinin hoş karşılanmayabileceği (veya en azından bu yöndeki inanç) ve halihazırda bulunan ilişkiye zarar verme ihtimali ile açıklanıyor4.
  • Fiziksel olarak yakın olmak: Partner seçimimizde de büyük rol oynayan fiziksel yakınlık potansiyel partnerler ile başarılı ilişkiler kurmamızda da önemli bir etken olarak karşımıza çıkıyor. Araştırmacılara göre bunun iki muhtemel sebebi var. İlki, o kişiyle beraber zaman geçirmenin zamanla kişileri daha çekici ve cazip görmemizi sağlaması, ikincisi ise bir kişi ile fiziksel olarak yakın olduğumuzda (örneğin bir ortamda veya etkinlikte) o kişiyle kolaylıkla iletişim kurup onu tanımaya başlamamız olarak gösteriliyor.
  • Potansiyel partnerin özellikleri: Fiziksel çekicilik, zeka, popülarite, kendine güven, benzerlik ve tercih edilen aktiviteler bizim bir insanla yakın ilişki kurmak isteyip istemememizde etkili oluyor. Ek olarak, o insanın sizi çekici bulması da olumlu rol oynuyor. Bunun nedeni ise o kişi tarafından çekici bulunmanın reddedilme kaygısını azaltarak karşımızdaki insana karşı kendimizi korumamız gerektiği hissini azaltması ile açıklanıyor.
  • İlişkiye karşı olan ilgimizin karşıdaki insanda da olduğunu düşünmek: Genelde bir ilişki kurmak için istekli olduğumuzda, karşımızdaki insanın da bu şekilde hissettiğini düşünmeye meyilli oluyoruz. Konu romantik ilişkilere geldiğinde, aynı durumun cinsel isteklerimiz için de geçerli oluyor. Karşımızdaki insanların da bizim gibi hissettiğini düşünmemizin bizi cesaretlendirip adım atmamıza yardımcı olmak gibi bir işlevi oluyor.

Bütün bunları göz önünde bulundurduğumuzda, insanların genel olarak güvende ve ait olma hislerini tattığı, zevk aldığı ilişkiler kurmak gibi bir ana hedefi olduğunu söyleyebiliriz. Araştırmacılara göre ise bu ana hedefe ulaşmak için önce gerçekleştirilmesi gereken üç alt hedef mevcut: kendini potansiyel partnerlere “stratejik bir şekilde sunmak”, partnerler birbirini tanıyıp ilişki sağlamlaşana kadar “kendini korumak” ve karşımızdaki potansiyel partneri “değerlendirmek”1.

Öncelikle kendimizi “stratejik bir şekilde sunmak” kavramının aslında çekici bulduğumuz kişide iyi ve sorumlu birer partner olacağımız hissini uyandırmaya yönelik davranışlarda bulunmak olduğunu açıklayalım. İlişkilerin başındaki bu aşamada kişiler kibar, anlayışlı ve karşıdaki kişinin ihtiyaçlarına duyarlı bir şekilde hareket etmeye daha meyilli oluyorlar. Bunu bilinçli bir şekilde karşılarındaki potansiyel partneri kandırmak ve kendilerini olduklarından bambaşka bir insan gibi göstermek amacıyla yapmıyorlar. Bu tamamen otomatik olarak hepimizin kendimizi içinde bulduğu bir süreç. Diğer türlü yapılan stratejik davranışlar, ilişkide gerçek bir yakınlık kurulmasına engel oluyor. Potansiyel partnere gösterilen destek miktarı ise büyük önem arz ediyor. Henüz bir ilişkiye başlamamış ve birbirlerini tanıma aşamasında olan bireyler bu dönemde karşıdaki insana kendilerinden beklenenden daha fazla destek veriyorlar. Bunun nedeni hem o kişiye karşılık beklemeden yanında olduğunu hissettirmek hem de potansiyel partnerde ona yük oluyormuş hissini yaratmamak. Bir teklifte veya destekte bulunan kişinin karşılık beklemediğini ve bu teklifin onun için bedelinin büyük olmadığını hissettirmesi çok etkili oluyor ve karşıdaki kişinin bu teklifi kabul etme ihtimalini de artırıyor. Örneğin o kişiyi bir yere bırakmayı teklif edecekseniz “Zaten oradan geçecektim” gibi bir cümleyle sizin için büyük bir zahmet olmayacağını belirtmeniz olumlu etki gösteriyor.

Elbette yakın ve sağlam bir ilişki kurulduğunda kişilerin birbirlerine verdikleri destek hemen hemen aynı seviyeyi buluyor ve bu tarz eklemeler yapmaya gerek kalmıyor5. Buna ek olarak, teklifin alıcısı olan taraf ise teşekkür ederken kendisine olan fayda (“Bu gerçekten işimi kolaylaştırdı” veya “Çok zaman kazandım”) yerine yardımcı olan kişinin eylemlerine değindiğinde (“Gerçekten çok kibar bir insansın”, “Çok yardımseversin”) bu davranışların çok daha pozitif etkileri olduğu görülüyor. Bu aşamada farkında olmadan gerçekleştirdiğimiz başka eylemler de var. Örneğin, hoşlandığımız ve ilişki kurmak istediğimiz birisiyle konuşurken dikkatimizi o kişiye verdiğimizde istemsiz olarak hareketlerini taklit etmeye başlıyoruz. Karşımızdaki kişi konuşurken elini çenesine koyuyorsa bir anda biz de farkında olmadan aynı hareketi yapabiliyoruz.

Bir diğer alt hedef olan kendini koruma ise kendini açmak ve reddedilme kaygısı ile çok yakından ilişkili. Araştırmalar, bizi en çok kıran insanların ancak kendimizi en çok açtığımız ve bu sebeple zayıflıklarımızı en iyi bilen insanlar olduğunu gösteriyor6. Dolayısıyla bir yakın ilişki kurmak için kendimizi açmak ve diğer yandan kendimizi korumak içgüdüsü zaman zaman birbiriyle zıtlaşabilir ve aradaki dengeyi sağlamak çok önemli hale geliyor. Araştırmalar genellikle özsaygısı yüksek olan ve güvenli bağlanan insanların bu konudaki gardını daha çabuk indirdiğini gösterirken kaçıngan ve kaygılı bağlanan insanların bu konuda daha çok zorluk çektiğini ortaya koyuyor. Yine de yüksek özsaygılı insanlar için bile kendini koruma güdüsü ile yola çıkıp bunu yavaş yavaş azaltmak en normal ve güvenli yöntem olarak görülüyor.

Kendini korumak ama aynı zamanda destek almak/vermek kimi zaman bizi zorlayan bir şey olarak karşımıza çıkabiliyor.  Henüz çok erken aşamalardayken bu desteği araçsal destek ile (örneğin kapıyı tutarak, bir eşyasını taşıyarak), bilgisel destek ile (gerekli bir konuda bilgi vererek, yer-yön tarif ederek) veya duygusal destek ile (nasıl olduğunu veya gününün nasıl geçtiğini sorarak) sağlamak mümkün. Bu tarz ufak adımlar kendimizi korumamızı sağlarken hem bizim için çok zahmetli olmuyor, hem de karşımızdaki insanda karşılık verme ihtiyacı doğurmuyor. Eğer karşıdaki insan bu destek teklifini kabul ederse, sonraki zamanlarda biraz daha direkt ve büyük bir adım ile ilerlemek mantıklı olabiliyor.

Son alt hedef olan partneri değerlendirme ise karşıdaki kişiyi artık çekici bulup bulmadığımızdan ziyade ilgimizin karşılıklı olup olmadığını ve karşımızdaki insanın bize değer verip vermediğini sorguladığımız aşama olarak tanımlanıyor. Bu aşama bizim o insana dair edindiğimiz bilgilerden bağımsız olarak, o kişiyi kendi deneyimimiz ve iletişimimiz üzerinden nasıl değerlendirdiğimiz ile ilgili oluyor. Bu sebeple de değerlendirmemiz kişinin bize kendisini nasıl sunduğu ile daha yakından ilişkili hale geliyor. Bu değerlendirme genellikle sosyal etkileşim içerisindeyken, potansiyel partnerimizin ihtiyaçlarımıza karşı duyarlı ve sorumlu olup olmadığı gibi etkenleri göz önünde bulundurduğumuz durumlarda yapılıyor. Erken aşamalarda ufak bir konuda yardım istemek veya ilişkinin ilerlemesine yardımcı olacak bir talepte bulunmak (beraber yemeğe gitmek) gibi kısmen basit değerlendirmeler yapılırken zamanla bu durum değişebiliyor. İlişki ilerledikçe partner değerlendirmesi biraz daha fedakarlıklar üzerinden yapılmaya başlanıyor. Örneğin ikiniz de aynı yerde yemek yemek istediğinizde her şey sorunsuz ilerleyebilir. Peki farklı yerlere gitmek isterseniz ne olacak? Kendi istek ve çıkarlarımızın farklı olduğu durumda karşıdaki insanın nasıl davrandığı önemli bir değerlendirme kriteri olarak karşımıza çıkıyor.

Araştırmacılara göre bu üç alt hedefin başarıyla aşılması, bizi ana hedefimize ulaştırıyor: Gerçekten güvende ve kendimizi ait hissettiğimiz, bize hem destek hem de zevk veren bir yakın ilişki. Bu ilişkinin kurulduğunu gösteren iki işaret var. İlki, zaman içinde partnerlerin birbirlerine eşit miktarda destek verip sorumluluk göstermeleri, aynı zamanda birbirlerinden bu desteği bekleyip kabul ediyor olmaları ve birlikte ilişkiye faydalı, aynı zamanda bireylere zevk veren aktivitelere katılmaları. İkincisi ise kendilerini korumayı bırakıp içlerini açmaları, kendilerini stratejik bir şekilde sunmaktan ve partnerlerini değerlendirmekten vazgeçmeleri. Bunlar gerçekleştiğinde gerçek bir bağlılık ve yakınlık elde edildiğinden emin olabiliyoruz.

Not: Bu yazının bir kısmı “Relationship Initiation: Bridging the Gap between Initial Attraction and Well-Functioning Communal Relationships” makalesinden derlenmiştir.

Yazan: Ekin Akyazıcı

Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök

Kaynak:

[1] Clark, M. S., Beck, L. A., & Aragón, O. R. (2019). Relationship initiation: Bridging the gap between initial attraction and well-functioning communal relationships. APA Handbook of Contemporary Family Psychology: Foundations, Methods, and Contemporary Issues across the Lifespan (Vol. 1)., 409–425. doi: 10.1037/0000099-023

[2] Baumeister, R.F. & Stillwell, A.M. (1994). Guilt: An interpersonal approach. Psychological Bulletin, 11, 243-267.

[3] Aron, A., Norman, C. C., Aron, E. N., & Lewandowski, G. (2002). Shared participation in selfexpanding activities: Positive effects on experienced marital quality. In P. Noller & J. A. Feeney (Eds.), Understanding Marriage: Developments in the Study of Couple Interaction (pp. 177-194). New York, NY: Cambridge University Press.

[4] Clark, M. S. (1986). Evidence for the effectiveness of manipulations of desire for communal versus exchange relationships. Personality and Social Psychology Bulletin, 12, 414-425

[5] Clark, M.S., Lemay, E.P. Jr., Graham, S.M., Pataki, S.P. & Finkel, E.J. (2010). Ways of giving benefits in marriage: Norm use, relationship satisfaction, and attachment-related variability. Psychological Science, 21, 944-951.

[6] Leary, M. R., Springer, C., Negel, L., Ansell, E., & Evans, K. (1998). The causes, phenomenology, and consequences of hurt feelings. Journal of Personality and Social Psychology, 74(5), 1225.