Yakın İlişkiler Öneriyor

Hüzünlü Bir Son: Ayrılık Filmleri

Cold War
Cold War, 2018

Her ilişki eşsiz olduğu gibi her ayrılık da kendine has hikayeler barındırıyor. Ancak ayrılık birçoğumuzun – maalesef – ilişkilerinde deneyimlediği bir durum. Hatta bu süreçte birçoğumuz benzer aşamalardan geçiyoruz. Romantik ilişkilerimizde yaşadığımız ayrılıklar sonrasında ise bazılarımız bu durumla daha iyi baş ederken bazılarımız için ayrılığı kabullenebilmek, geride bırakabilmek oldukça zor olabiliyor. Bu yazımızda da size farklı ayrılık hikayeleri anlatan filmleri öneriyoruz.

Cold War, 2018 (IMDb: 7,6)

50’li yıllarda Polonya’dan Berlin’e, Yugoslavya’dan Paris’in gece kulüplerine uzanan film, soğuk savaş atmosferini kendine fon alarak imkansız bir aşkın hikayesini anlatıyor. Birbirinden tamamen farklı karakterlere sahip Zula ve Wiktor çifti; politik meseleler, kişilik özellikleri ve kaderin cilveleriyle oradan oraya savrulur durur. 2018 Cannes Film Festivali’nde yönetmen Pawel Pawlikowski’ye En İyi Yönetmen ödülü kazandıran film, sadece aşk değil aynı zamanda bir ayrılık hikayesi. Film boyunca Zula ve Wiktor’u sürekli birbirlerine döndüren tutkulu aşklarının yanında çiftin çeşitli sebeplerle ayrılışlarını ve birbirlerinden uzaklaşmalarını da izliyoruz.

 

Blue Valentine, 2010 (IMDb: 7,4)

Genç yönetmen Derek Cianfrance tarafından beyazperdeye aktarılan Blue Valentine, biten bir aşkı sevgi ve nefret, geçmiş ve günümüz, gençlik ve yaşlılık gibi zıt kavramlar içinde anlatıyor. Ülkemizde Aşk ve Küller ismiyle gösterilen film, Derek ve Cindy’nin evliliklerine ve büyük aşklarına ışık tutuyor.

Oldukça genç yaşta tanışan ve  aralarında ilk görüşte oluşan çekime kapılan Derek ve Cindy, Cindy’nin hamile kalmasıyla aniden evlenmeye karar verirler. Çiftin arasındaki aşk ise başladığı hıza benzer bir hızla çöküşe doğru yol alır. Evlilikleri büyük bir başarısızlıkla sonuçlanan Derek ve Cindy, gençlik yıllarını ve birbirlerine aşık oldukları ilk zamanları hatırlayarak tekrar bu duyguları yaşamaya çalışırlar.

Film sıklıkla geriye dönüşler ile çiftin ilişkisinin başlangıcına dönüyor. Yönetmen Cianfrance, geçmiş anılar ile günümüz durumlarını bir kontrast içinde vererek ayrılık sürecini bize daha da şiddetli hissettiriyor.

Closer, 2004 (IMDb: 7,2)

Tutkulu aşklar, aynı tutkuyla gerçekleşen aldatmalar, büyük kalp kırıklıkları ve ayrılıklar, dört kişi arasındaki karmakarışık ilişkilerde hayat buluyor. Closer, genç bir gazeteci olan fakat yazar olmaya çalışan Dan, deli dolu Amerikan kızı Alice, boşanma sürecinden yeni geçen fotoğrafçı Anna ve doktor Larry arasındaki ilişkileri konu ediniyor.

Dan ve Alice arasındaki tutkulu aşk, Dan’ın kendi kitabı için kapak çekimleri sırasında tanıştığı Anna’ya aşık olmasıyla çıkmaza sürüklenir. Bu ilişkiye kapılmak istemeyen Anna’nın Larry ile evlenmesi ise Dan ve Anna arasındaki çekimi engellemeye yetmez. Anna ve Dan arasındaki çekim, her ikisinin de sevdiklerini aldatmasına ve büyük ayrılıklara sebep olacaktır.

Film, ilişkilerin tüm gerçekliğini oldukça samimi ve yalın bir senaryo ile anlatıyor. Çiftlerin yaşadığı aşklar da ayrılıklar da izleyenlerin kendi yaşamlarında yeniden hayat buluyor.

(500) Days of Summer, 2009 (IMDb: 7,7)

Alışılmış hikayelerin aksine akan bu romantik komedide, bir çiftin destansı aşkını değil, ayrılığını izliyoruz. (500) Days of Summer, Türkçe’ye çevrilen adıyla Aşkın 500 Günü, aşka inanmayan bir kadın ile ona aşık olan bir adamın hikayesini anlatıyor.

Asansörde geçen ve The Smiths’in eşlik ettiği ikonik sahnede, Tom Hansen Summer Finn’ı ilk kez görür ve ona o anda aşık olur. Aşka veya ilişkilere inanmayan Summer ile hayatının kalanını onunla geçirmek isteyen Tom arasında sıra dışı, eğlenceli ve komik bir ilişki başlar. Bu keyifli hikaye ise Summer’ın ani ayrılık kararıyla alt üst olur.

La La Land, 2016 (IMDb: 8,0)

Adından “modern zamana adanmış bir Hollywood masalı” olarak bahsedilen La La Land, dilimize çevrilen adıyla Aşıklar Şehri, bir dizi tesadüf sonucu yolları kesişen iki kişinin hikayesini anlatıyor.

Bir yandan tutkularının ve hayallerinin peşinden gitmek için çabalarken, diğer yandan hayatlarını seyrinde tutmaya çalışan Mia ve Sebastian, Los Angeles’ın kalabalığı içinde birbirlerini bulurlar. Her ikisi de sanata tutkun bu çift, hayallerini gerçekleştirmek için birlikte bir yolculuğa atılırlar. Müzisyen olan Sebastian kendi jazz kulübünü açmak isterken Mia’nın tek hayali oyuncu olmaktır. Birbirlerinin hayallerini destekleyerek çıktıkları bu aşkta zaman her ikisini de değiştirerek, hayallerinden ve birbirlerinden uzaklaştıracaktır.

Bu denli sıcak bir romantik müzikalin ayrılıkla biten hüzünlü sonu, filmin bu denli içselleştirilmesinin ve sevilmesinin en önemli nedeni.

The Way We Were, 1973 (IMDb: 7,1)

Kalpleri buran son sahnesi ve “Your girl is lovely Hubbell” repliğiyle akıllara kazınan The Way We Were, hem yüzyılın hem de Hollywood’un en unutulmaz aşk hikayeleri arasında yer alıyor. Etkisi Amerikan Film Enstitüsü tarafından oluşturulan tüm zamanların en iyi 100 aşk filmi listesinin 6. sırasında yer almasıyla da tescillenen film, savaş yıllarının Amerika’sında politik zıtlıklar taşıyan Katie ile Hubbell’ın aşkına ışık tutuyor.

Savaş karşıtı bir aktivist olan Katie ile politika ile hiç arası olmayan edebiyatçı Hubbell arasındaki destansı aşk, ikilinin arasındaki büyük farklılıklardan ötürü çıkmaza sürüklenir. Katie, Hubbell için oldukça zor bir kadındır. Filmin adından da anlaşılabileceği gibi, her ikisi de kendi olmaktan vazgeçemez. Bu durum, ilişkiyi kaçınılmaz sona sürükler.

Eternal Sunshine of the Spotless Mind, 2004 (IMDb: 8,3)

Bir başka alışılmamış senaryo ise konusunun yanı sıra ismiyle de oldukça ses getiren Eternal Sunshine of the Spotless Mind (Sil Baştan). Romantizm ve dramı bilim kurgu içinde buluşturan film, yaşadığı ayrılık sonrasında sevgilisine dair hatıralarını sildiren bir adamı konu ediniyor.

İki yıldır birlikte olduğu kız arkadaşı Clementine’ın bir teknolojik deneye katılarak ilişkisini hafızasından sildirdiğini öğrenen Joel Barish, tüm çabalarına rağmen bu prosedürü engelleyemeyince kendisi de aynı işlemi uygulatmaya karar verir. Operasyon süresince ilişkisinin başlangıcını ve kötü günlerini izleyen Joel, süreç güzel anılara geldiğinde pişman olur ve işlemi durdurmak ister.

Joel’in hafızasının silinme işlemi içinde geçen film, bizlere Joel’in Clementine ile tanışmasını, ikilinin ilişkilerini ve ayrılıklarını gösteriyor.

The Squid and the Whale, 2005 (IMDb: 7,3)

Ayrılıktan bahsetmişken başlı başına bir konu olan boşanmaya değinmesek olmaz. Boşanma temasını işleyen ayrılık filmlerinin başında ise dilimize çevrilen ismiyle Mürekkep Balığı ve Balina geliyor. Başarılı bir akademisyen ve yazar olan Bernard ile eşi Joan arasındaki evliliği izlediğimiz filmde, Joan’ın kendi yazarlık yeteneğini keşfetmesiyle kıskançlık krizleri yaşamaya başlayan çift, bir türlü çözemedikleri bu krizler sonucunda boşanmaya karar verirler. Bu karar Berkman ailesinin en genç fertleri olan Frank ile Walt’un hayatını alt üst eder. Ebeveynlerinin kendi hayatlarından farklı kişilerle görüşmeye başlaması ise işleri iyice içinden çıkılmaz bir hale sürükler. Başta Sundance olmak üzere birçok festivalden ödül ile dönen film, Noah Baumbach’ın kendi hayatından esinlenmiş ve bunun sonucunda ortaya günlük yaşantıdan, oldukça gerçekçi sahneler çıkmış.

The War of the Roses, 1989 (IMDb: 6,8)

Boşanma temalı bir hikaye izlediğimiz bir başka komedi-dram filmi ise Güllerin Savaşı. Başrollerinde Michael Douglas ve Kathleen Turner’ı izlediğimiz film, hayat verdikleri karakterler Oliver ve Barbara’nın aşklarını ve bu aşkın sonunu konu ediniyor. Dışarıdan bakıldığında oldukça mutlu görünen Rose çifti, bir insanın hayal edebileceği her şeye sahiptir: güzel bir ev, bir araba, çocuklar ve evcil bir hayvan. Halbuki evin içindeki işler hiç de göründüğü gibi değildir. İlişkilerinden mutlu olmadıkları gerekçesiyle boşanma kararı alan çift arasında zorlu bir savaş başlar. Bunca trajedinin içinde seyircisine oldukça komik sahneler sunan filmin bir diğer önemli karakteri ise aynı zamanda filmin yönetmenliğini üstlenen Danny DeVito.

Yazan: Sena Kirezçik

Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök