Cinsellik Romantik İlişkiler

Erkekler Kısa Süreli İlişkiler Kurma Eğilimi Mi Gösterirler?

Erkekler kısa süreli iliski
John Collier- Garden of Armida

Romantik ve cinsel ilişkiler üzerine ortaya atılan en kapsamlı teorilerden biri olan Cinsel Stratejiler Teorisi, çocuk sahibi olma ve çocuğu büyütme süreçlerinde biyolojik olarak ortaya çıkan cinsiyet farklılıklarının partner tercihlerimizi ve bu süreçte kullandığımız stratejileri de etkilediğini öne sürüyor1. Bu teorinin en çok odaklandığı konulardan bir tanesi ise takılma davranışı, yani ciddi bir ilişki kurma amacı gütmeden, sadece cinsellik içeren ilişkiler yaşama hali. Bu noktada öne çıkan kavramlardan biri de kişinin içinde bulunduğu ciddi bir ilişkinin dışında da cinsel ilişki yaşama isteği ya da literatürde bilinen adıyla sosyoseksüellik2.

Sosyoseksüellik konusundaki biyolojik cinsiyet farklılıklarını anlayabilmek adına yapılan bir araştırmada, katılımcılara üç temel soru soruluyor: a) ne ölçüde uzun süreli ve kısa süreli ilişkiler aradıkları, b) 1 saat ile 5 yıl arasında değişen bir tanışıklık sonrası biriyle tahmini cinsel ilişki yaşama olasılıkları, ve c) 1 aydan 30 yıla kadar uzanan bir süre içerisindeki ideal cinsel partner sayıları. Bu üç ölçekte de, erkeklerin cinsellik odaklı ilişkiler arama, kurma ve yürütme konusunda kadınlara kıyasla ortalamada daha istekli oldukları bulunuyor.

Ancak aritmetik ortalamalar bilgilendirici olsalar da kimi zaman da yanıltıcı olabiliyorlar. Aynı araştırmayı büyük bir örneklemle tekrar eden bir başka grup araştırmacı üniversite öğrencisi katılımcılara “Gelecek 30 yılı düşünürsek sizin için ideal seks partneri sayısı nedir?” sorusunu soruyorlar3. Sonuçlar, önceki araştırmacıların buldukları sonuçlarla tutarlı bir şekilde ideal seks partneri sayısının kadınlar için 2, erkekler için ise 64 olduğunu gösteriyor. Cinsel stratejiler teorisini destekler nitelikte olan bu sonuçlar “ideal” üreme stratejileri konusunda öne sürülen cinsiyet farklılıklarıyla tutarlılık gösteriyor. Bununla birlikte, elde edilen verilere başka bir açıdan bakıldığında bambaşka bir sonuç göze çarpıyor. Verilere göre, kadınların ve erkeklerin gelecekteki cinsel partnerlerinin ideal sayısının medyanı 1! Yani, araştırmada yer alan hem erkek hem kadın katılımcıların en az yarısı gelecek 30 yıl içerisinde sadece bir cinsel partnerle olmayı arzuluyor. Erkeklerde ortalamanın yüksek olmasının sebebi ise katılımcıların bazılarının ideal cinsel partner sayısı olarak çok yüksek sayılar (100+) belirtmesi. Bu birkaç kişi aritmetik ortalamanın medyandan çok daha yüksek çıkmasına sebep olarak, sonuçların farklı çıkmasında rol oynuyorlar. Buradaki medyan kavramını biraz açalım. Medyan bir sayı grubu içerisindeki sayıları küçükten büyüğe sıraladığımızda, seriyi ortadan ayıran değere karşılık geliyor. Aritmetik ortalama ise serideki bütün sayıların toplanıp toplamdaki sayı sayısına bölünmesiyle hesaplanıyor. Başka bir deyişle, aritmetik ortalama insanların verdiği ortalama cevaba denk düşerken, medyan ortalama bir insanın verdiği cevabı gösteriyor.

Katılımcıların demografik özellikleri de araştırmanın kapsamı ve sonuçları açısından son derece önemli. Bu araştırmaya katılan ortalama bir erkek üniversite öğrencisi, henüz genç olduğundan uzun süreli bir ilişki kurmamış olma ihtimali bir hayli yüksek ve konumu itibariyle hayatı boyunca erişebileceği en büyük potansiyel partner havuzunun tam ortasında (ki bu havuz da çok yüksek ihtimalle atalarının sahip olduğundan çok daha büyük). Bu öğrenci, önündeki 30 yıl boyunca tek bir cinsel partnere sahip olmayı arzuladığını söylediğinde, bu durum Cinsel Stratejiler Teorisi’yle başlı başına bir çelişki oluşturuyor. Eğer erkekler evrim tarafından birden fazla seks partneri arzulamak ve aramak için programlandılarsa, erkeklerin içine işlemiş bu tercih neden cinsel açıdan zirvede olan ve çok sayıda genç ve güzel potansiyel eşin arasında yaşayan erkeklerin arzularına yansımıyor? Cevap, erkeklerin evrim tarafından eşler arası bağ kurmak için tasarlanmış olmaları olabilir mi? Araştırmacılar, gelecekte 100 ya da daha fazla sayıda seks partneri istediğini bildirerek aritmetik ortalamayı çarpıtan bu az sayıdaki erkeklerin çoğunun, özellikle de babalarına güvenli bir şekilde bağlanmadığını tespit ediyorlar. Bu bilgiyi de göz önüne aldığımızda azınlıkta kalan ve güvenli bağlanmayan bir grup erkeğin tercihinin partner eşleşmesine dair bu kadar çok konuşulan bir teoriyi bu derece etkilemesi gerçekten de anlamsız gözüküyor.

Diğer bir problem ise, kısa ve uzun süreli eşleşme araştırmalarının çoğunda iki stratejinin zorunlu seçim biçiminde sunulması oluyor. Bu yaklaşım sahte bir ikilik oluştuyor. Cinsel sadakatsizlik oranları zaman içerisinde bir miktar değişmekle birlikte, her iki cinsiyetten çok sayıda kişi, uzun süreli ilişkileri esnasında ilişki dışı cinsel birliktelikler yaşadıklarını bildiyorlar4. Yani her iki cinsiyetten de bazı bireyler hem uzun süreli, hem kısa süreli ilişki stratejisini aynı anda yürütebiliyor5. Araştırmalar erkeklerın kadınlara oranla tutarlı bir şekilde daha yüksek aldatma oranları sergilediğini gösteriyor, evet ama kadınlar için ilişki dışı ilişkinin getirdiği risklerin – toplumsal sebeplerle – çok daha yüksek olduğunu ve ölüme kadar varabileceğini de aklımızda tutmamız gerekiyor.

Bu da ilgili başka bir konuyu gündeme getiriyor. Cinsel stratejiler teorisi ile aynı doğrultuda olarak, 50 kadınla seks yapan bir erkeğin 50 çocuk sahibi olabilmesi mümkünken, 50 erkekle seks yapan bir kadın yine de sadece bir tanesinden gebe kalabiliyor. Bu durumda, bu teoriye göre, ilişki dışı cinsel birliktelikler yaşıyor olması kadına hiçbir zaman bir fayda sağlamıyor. Ama aslında, kadınların eşlerine sadakatsiz olması onlara bir avantaj sağlıyor olabilir. Her boşalmada spermlerin tahminen %99’u bir yumurtayı dölleme değil, diğer erkeklerin spermleriyle savaşma işlevini yerine getiriyor6. Bir kadın birden fazla erkekle seks yaparak, yavrularının mümkün olan en yüksek genetik kalitede olmasını sağlayabilir. Tam da bu sebeple, kadınların ilişki dışı cinsel birlikteliklerini en sık yaşadıkları dönemin yumurtladıkları dönem olması bir tesadüf olmaktan çıkıyor.

Sadece tartışmak adına, toplumsal normların etkilerini bir kenara bırakalım ve erkeklerin sadece “doğaları gereği” kadınlardan daha sık ilişki dışı cinsel birliktelik yaşadıklarını varsayalım. Aslında tek başına bu bile, erkeklerin sosyoseksüelliğinin kadınlara kıyasla daha yüksek olmasının evrilmiş bir cinsiyet farkının yansıması olduğunu gösteremiyor. Çünkü sperm üretmek için yüksek seviyelerde androjen gerekiyor ve androjenlerin her iki cinsiyette de cinsel isteği güçlü bir şekilde etkilediği biliniyor7. Bu sebeple de erkeklerin ilişki dışı cinsel birliktelikler yaşaması, özellikle evrilmiş bir eşleşme stratejisinden ziyade hormonal aktivitenin bir yan etkisi olarak değerlendirilebiliyor.

Çağdaş avcı-toplayıcı topluluklarda bir kadının ergenlik ve menopoz arasındaki ortalama 26 yılın yaklaşık 24’ünde gebe olduğu ya da bebeğini emzirdiği (ve dolayısıyla yumurtlamadığı) tahmin ediliyor8. Sonuç olarak, bu kadın yaklaşık 8000 günün sadece 80’inde doğurgan olabiliyor. Başka bir deyişle, 100 ilişki dışı cinsel birliktelikten sadece 1 tanesi potansiyel olarak gebelikle sonuçlanabiliyor. Normalde, başarılı bir gebelik oluşması için korunmasız olarak aylarca seks yapmak gerektiği düşünülünce, tek gecelik ilişkiler yaşamanın üreme başarısı elde etmek için etkili bir strateji olması ya da böyle bir stratejinin seçilim sürecinde ortaya çıkması pek de muhtemel görünmüyor.

İlişki dışı cinsel birliktelik konusundaki cinsiyet farkına neden bu kadar çok ilgi gösteriliyor? Belki de bu kadar görünür olduğu içindir. Hangi insan, erkek veya kadın, erkeklerin genel olarak yabancı biriyle ilişki dışı seks yapmaya daha istekli olduklarını fark etmemiştir ki? Erkeklerin gebe kalmaktan endişe duymadan seksten zevk alabilecekleri biyolojik bir gerçektir. Bunun yanında, erkeklerin cinsel aktiviteleri için kadınlardan daha sık ödüllendirildiği ve daha az cezalandırıldığı da sosyolojik bir gerçektir. Fakat değişen ve modernleşen toplumlarla birlikte, kadınların cinsellikten zevk alabileceği gerçeği artık daha görünür hale geliyor ve kadınlar cinsel açıdan gittikçe özgürleşiyor. Doğum kontrol yöntemleri ise istenmeyen gebelik sorununu ciddi derecede azaltmakta. Unutmamak gerekiyor ki; önemli olan evrimsel sürecin üzerimize yüklediği sorumlulukları yerine getirmek değil, öz farkındalık sahibi canlılar olarak başka insanların ve diğer tüm canlıların yaşamlarına saygı duyarak mutlu ve sağlıklı yaşamlar sürebilmek.

Not:Bu yazı “The Place of Attachment In Human Mating” adlı makaleden derlenmiştir9.

 

Derleyen: Alper Günay

Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök

 

Kaynaklar

[1] Buss, D. M., & Schmitt, D. P. (1993). Sexual strategies theory: an evolutionary perspective on human mating. Psychological review, 100(2), 204.

[2] Simpson, J.A., & Gangestad, S.W. (1992). Sociosexuality and Romantic Partner Choice.

[3] Miller, L. C, & Fishkin, S. A. (1997). On the dynamics of human bonding and reproductive success: Seeking windows on the adapted-for human environment interface. In J. A. Simpson & D. T. Kenrick (Eds.), Evolutionary social psychology (pp. 197-235). Mahwah, NJ: Erlbaum.

[4] Fisher, H. E. (1989). Evolution in human serial pair bonding. American Journal of Physical Anthropology, 73, 331-354.

[5] Small, M. F. (1993), Female choices; Sexual behavior of female primates. Ithaca, NY: Cornell University Press.

[6] Baker, R. R. (1996). Sperm wars: The evolutionary logic of love and lust. London: Basic Books.

[7] Carani, C, Granata, A. R., Fustini, M. F., & Marrama, P. (1996). Prolactin and testosterone: Their role in male sexual function. International Journal of Andrology, 19, 48-54.

[8] Symons, D. (1979). The evolution of human sexuality. New York: Oxford University Press

[9] Hazan, C., & Diamond, L. M. (2000). The place of attachment in human mating. Review of General Psychology, 4(2), 186-204.