Yakın İlişkiler Öneriyor

İzleyenlere Çocukluk Aşkını Hatırlatacak 5 Film

my girl
My Girl, 1991

Yakın İlişkiler Ekibi olarak sitemizde artık ilişkilerimize dokunan filmlere, müziklere, edebi eserlere ve kültürel faaliyetlere yer vereceğiz. Filmlerle ilgili bu ilk yazımızda da çocukluk aşklarına değinmek istedik.

Çocukluk aşkı deyince hepimizin aklına o ilk aşık olduğumuz anlar geliyor. Gerçekten de araştırmalar ergenlik çağından önce dahi çocukların birine karşı güçlü romantik duygular duyabileceğini gösteriyor. Hatta yaşadıkları deneyimler yetişkinlerin yaşadıkları tutulma hislerine çok benziyor. Sürekli o kişiden bahsetmek istiyorlar, yemeden-içmeden kesiliyorlar ve o kişinin olağanüstü özelliklere sahip olduğunu düşünüyorlar. Bir yönüyle çocukluk aşkı olarak tabir edilen duygunun aslında çocukken çok sevdiğimiz insanlarla daha fazla vakit geçirme isteğimizi bu şekilde dile getirmemiz olduğu da düşünülüyor. Benzer bir şekilde birbirine yoldaşlık etmek, birbirine eşlik etmek de çocuklarda aşk duygusuna karşılık gelebiliyor. Diğer taraftan 9 yaşındaki çocuklar dahi aşık oldukları kişiyi ve duyguları tanımlarken duygusal yakınlık ve hatta tutku içeren temalar kullanabiliyor. 

Bu kadar sık rastlanan çocukluk aşkı kavramının filmlerde işlenmesi hiç de şaşırtıcı değil, öyle değil mi? Biz de sizin için, ilk defa günlüğünüzde bahsettiğiniz, belki okulda yan yana sıralarda oturduğunuz, belki de yaz akşamlarında eve çağrılıncaya kadar beraber sokaklarda koşuşturduğunuz o ilk aşkınızı sizlere hatırlatırken içinizi ısıtacak beş filmi listeledik.

 

Küçük bir kasabada yaşayan 11 yaşındaki Vada, vaktinin büyük çoğunluğunu en yakın erkek arkadaşı Thomas ile geçirmektedir. Annesini küçük yaşta kaybeden Vada, bir cenaze evini işleten babasının ölülere gösterdiği ilgiyi kıskandığından, her gün farklı bir hastalıkla kasaba doktorunun kapısını çalmaktadır. Vada, babasının hayatına aniden giren Shelly ile uğraşırken Thomas ise onun yanından bir an bile ayrılmaz.

Çocukluğu 90’lı yıllara denk gelmiş herkes, aşkı ve acıyı muhtemelen ilk kez bu filmle tatmıştır. Sinema tarihinin unutulmazları arasında yer alan film, akıllara Vada ile Thomas’ın iç ısıtan sahnelerinin yanı sıra, Vada’nın Thomas için söylediği “Gözlüksüz göremez o! Gözlüklerini takın! Gözlükleri nerede?” ile de kazınmıştır.

 

Wendelin Van Draanen’in aynı adlı romanından uyarlanan ve Türkçe’ye “İlk Aşk” olarak çevrilen film, ortaokul öğrencileri Juli Baker ile Bryce Loski arasındaki aşkı konu alıyor. Farklı anlatım tekniği ile dikkat çeken filmde, birbirleriyle henüz 7 yaşındayken tanışmış olan Juli ve Bryce’ın yıllar içinde birbirlerine karşı değişen hislerini sırayla ve bir karşılaştırma içinde izliyoruz.

Zamana yayılmış bu aşk hikayesinin alt metninde işlenen iletişimsizlik, önyargılar, aile ilişkileri ve toplumsal değerlere yaklaşımlar da filmi zenginleştiren diğer unsurlar arasında yer alıyor.

 

Bizleri alıştığımız romantik filmlerin sınırlarının çok ötesine taşıyan bu Fransız filmi, annesinin ölümü ardından babası ile iletişim kuramayan Julien ile itilip kakılan göçmen çocuğu Sofie’nin masal tadında aşkını anlatıyor. Atlı karınca motifli bir teneke kutunun etrafında ördükleri bir oyun, bu iki çocuğu hayatları boyunca birbirlerine tutsak eder. Bir cesaret oyununun peşinde geçen yılların iki tutkulu ruhu aynı anda hem birleştiren hem de ayrıştıran büyüsünü izlediğimiz film, tüm zamanların en unutulmaz klasikleri arasında yer alır. 

 

Little Manhattan.jpg

Kendi cinsel kimliklerini 3-4 yaşlarında keşfeden çocuklar için ergenlik dönemlerine kadar karşı cins büyük bir gizem olarak kalabiliyor. 10 yaşındaki Gabe için, o zamana kadar adeta kaçtığı bütün kızlar içerisinden bir tanesi aniden bir yabancı olmaktan çıkar: Gabe, anaokulundan beri tanıdığı Rosemary’e aşık olmuştur.

Hollywood romantik komedilerinin klişelerini çocuksu bir aşkın içinde yeniden yorumlayan film, çocukların algısından aşkın büyüsüne, kafa karıştırıcılığına, heyecanına ve hüznüne tanıklık ediyor. Little Manhattan, alıştığımız New York romantizmini, çocukların dünyasından en sade ve muhteşem seyriyle veriyor.

 

Filmlerindeki renk kullanımıyla adeta bir ressamın paletini çağrıştıran görüntülere imza atan bağımsız yönetmen Wes Anderson’ın kimilerine göre en başarılı yapımı Moonrise Kingdom, yaşadıkları kasabadan kaçan genç aşıkların macerasını anlatıyor. Koca bir seneyi mektuplaşarak geçiren genç aşıklar Sam ve Suzy’nin, adada yer alan ıssız bir koyda birlikte yaşamak için evlerinden kaçışlarının sıcak ve büyülü hikayesini muhteşem bir sinematografi ile sunan film, Sam ile Suzy’nin deniz kenarındaki dansları ile akıllarda yer etmişti.

 

Yazan: Sena Kirezçik

Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök

Kaynak 

[1] Connolly, J., Craig, W., Goldberg, A., & Pepler, D. (1999). Conceptions of cross-sex friendships and romantic relationships in early adolescence. Journal of Youth and Adolescence, 28(4), 481-494.