Romantik İlişkiler

Geride Bırakabilmenin Psikolojisi – Bazılarımızın Kapanışa Neden Daha Çok İhtiyacı Var?

lwsm_apparition_42x60_oil-on-panel_2014_hi-fructose_website_122.jpg
Apparition – Julio Reyes

Sonun her gelişinde, yeni başlangıçlara adım atabilmek ve yolumuza devam edebilmek için bir kapanışa ihtiyaç duyuyoruz. Ne yazık ki ihtiyacımız olan bu kapanışı her zaman istediğimiz şekilde gerçekleştiremeyebiliyoruz. Bu yazımızda geride bırakabilmenin psikolojisinden ve bazılarımızın kapanışa; bir açıklama duymaya, oluşan durum için bir sebep-sonuç ilişkisi kurmaya, neden daha çok ihtiyaç duyduğundan bahsedeceğiz.

Partnerinizin birdenbire size karşı olan tavrının değiştiğini düşünün. Arıyorsunuz açmıyor, Facebook profilini ilişkisi yok olarak güncelleyip sizi her yerden engellemiş. Ona hiçbir yerden, hiçbir şekilde ulaşamıyorsunuz. Kulağa çok acımasızca gelmiyor mu?  Neden böyle davrandığını öğrenme, bir açıklama duyma ve böylece bir kapanış yaparak ilişkiyi geride bırakabilme ve yolunuza devam edebilme hakkını elinizden almış olduğundan öylece ortada kalıveriyorsunuz. İşte buna benzer durumlarda, bir kapanış yapamadığımız sürece yolumuza rahat bir şekilde devam etmemiz de pek mümkün olmuyor.

Kapanış yapmaya sadece biten ilişkilerde ihtiyaç duymuyoruz. Sevdiğimiz birinin ani ölümü, işimizi kaybetmemiz, hayatımızın akışının dönülemeyecek bir şekilde değişmesi de acı sonlanan bitişlere birer örnek olabiliyor. Kısacası bizim için önemli olan bir şeye – özellikle de aniden – veda etmek ve her şeyi geride bırakmak oldukça zor oluyor. Çoğumuz bir şekilde kendi içimizde dahi olsa bir sebep-sonuç ilişkisi oluşturmanın ve böylece durumu anlayıp geride bırakmanın yollarını arıyoruz. Peki bu sebep-sonuç ilişkisini bulmak, durumu anlamak gerçekten de sandığımız kadar yararlı mı? Karşımızdaki insanlardan bize bu süreçte yardımcı olmalarını beklemeli miyiz?

Sosyal psikolog Arie Kruglanski “kapanış ihtiyacı” tanımını bir karar verip yolumuza devam edebilmek ve belirsizliği geride bırakıp anlam arama çabamızı açıklamak amacı olarak ortaya atıyor1. Buna göre, yaşadığımız sıkıntıya son vermek için, bir başka deyişle kapanışı yapmak ve yolumuza devam edebilmek için ilk adım olarak acımıza neden olan şeyi aramaya başlıyoruz. Acımıza sebep olan şeyleri bulmayı arzuluyoruz. Bu yolla acı veren duygularımıza bir anlam vermeye ve böyle hissetmeye bir çözüm bulmaya çalışıyoruz2. Bu süreçte zihnimizde ne olup bittiği hakkında hayali bir yapboz oluşturuyoruz. Bu yapbozun her parçasını tek tek inceliyor, büyük resim ile ilişkisini kurmaya ve parçaları yerlerine oturtmaya çalışıyoruz. Kapanışı ancak sorularımızı cevapladığımızda ve bu yapbozun parçalarını tatmin olabileceğimiz bir şekilde birleştirebildiğimizde gerçekleştirebiliyoruz. Böylece yolumuza devam edebilir hâle geliyoruz. Örneğin, bir romantik ilişkinin bitişini değerlendirelim. Partnerinizin ilişkiyi bitirmeyi tercih ettiğini ve başka biriyle ilişkiye başlamak istediğini düşünüyorsanız ve ilişkinizin bitmesine neden olarak bunu gösterebiliyorsanız, başka bir açıklamaya ihtiyaç duymaksızın kapanışı yapabilir hale geliyorsunuz. Tabii ki çok acı çekiyorsunuz, ancak hiç olmazsa sebepleri biliyor, kapanışı yapabiliyor ve yolunuza devam edebiliyorsunuz. Öte yandan, ne yazık ki bazen insanlar neredeyse bir hayalete dönüşebiliyorlar ve bu durum duygusal olarak bir sonuca varamayışımıza sebep oluyor. 

Sonlanmış bir şeye dair aklımızda soru işareti kalmaması, kimliğimizi devam ettirebilmemize ve diğerinin davranışlarını anlamlandırmamıza yardımcı oluyor. Bu sayede zaman içerisinde kendimizi daha iyi tanıyor ve partner seçerken neyi aradığımızı daha iyi biliyoruz. Bu durum yaşlandıkça partner seçiminde niye daha iyi hale geldiğimizi de kısmen açıklıyor. Benzer bir şekilde, yaşlı insanlar sevdikleri birçok insanın kaybına şahit olduklarından ve bu kayıplar esnasında duygusal olarak kapanışı yapabilmeye ve devam etmeye mecbur kaldıklarından, ölüm karşısında genç insanlara göre daha sakin kalabiliyorlar3.

Genel olarak benzer şekilde hepimizin kapanışa ihtiyacı olsa da bu ihtiyacın dozu kişiden kişiye göre değişebiliyor4. Bazı insanlar belirsizlikten kurtulmaya ve kapanışa daha çok ihtiyaç duyarken, bazıları ne pahasına olursa olsun bu sebep-sonuç ilişkisini kurmaktan kaçınıyor. Bir ilişkiyi ya da durumu suçluluk hissiyle, başkaları tarafından eleştirilerek veya reddedilerek bitirmek istemiyorlar. Durumu belirsiz bırakmak onlara daha avantajlı görünüyor. Bu sayede ne olup bittiğini sadece kendi kafalarındaki senaryoya göre değerlendiriyorlar. Kapanış ihtiyacı söz konusu olduğunda benzer seviyede olan insanlar arasında bile verilen cevabın rahatlatmaya yetip yetmeyeceği konusunda farklılıklar olabiliyor5.  Kendi içinde kapanışı yapabilme yetisi; kişisel değerler ve özelliklere, daha önemlisi de durumdan duruma değişiklik gösteriyor. Örneğin, stres altındaysak kapanışa olan ihtiyacımız artıyor6.

Farklı tip kişiliklere sahip olan insanların belirsizliğe olan yaklaşımları da farklı oluyor1. Hayatında düzen ve tahmin edilebilirliği tercih eden insanların daha katı/net bir düşünme tarzları oluyor ve belirsizliğe karşı toleransları daha düşük oluyor. Kapanışı yapamadıklarında, yani sorularına cevap bulamadıklarında zorlanıyorlar ve belirsizliği çözene dek ilerleyemiyorlar. Bunun tersine, açık görüşlü, yaratıcı ve belirsizlikle sorun yaşamayan insanlar bu durumla daha kolay başa çıkabiliyorlar. Kapanışı rahatlıkla yapabilen insanlar genellikle değer sistemlerine ve dünya görüşlerine uyan cevapları kapanış için kullanıyorlar7. Örneğin, dine inanan bir kişi kafasındaki birçok soruyu “Allah’ın işi” ve “Kaderimizde bu varmış.” gibi cevaplarla yanıtlayıp başka bir açıklamaya gerek duymayabiliyor. Kapanışa olan ihtiyacın ve bunu başarabilme yeteneğinin kişiden kişiye değişiklik göstermesi bazen çok zorlayıcı olabiliyor. İnsanlar kendi yargılarını ve bu konudaki yeteneklerini sorgulamaya başladıklarında bu durum psikolojik strese, anksiyeteye ve depresyona yol açabiliyor.

Peki istediğimiz şekilde kapanışı gerçekleştiremediğimiz durumlarda ne yapmalıyız? Yine partner örneğine dönecek olursak, eski sevgilimizle ilişkide neyin yanlış gittiği üzerine konuşmak için bir araya gelsek de bazen eski sevgilimizin söylediklerinin doğruluğundan tam olarak emin olamayabiliriz. Bu nedenle bu işi kendimiz halletmek durumundayız. Kendi içimizde son verebilmek, belirsizliği gidermek ve kapanışı yapmaktan kendimiz, kendimiz için sorumluyuz.

Bunun için önce kendi davranışlarımızın sorumluluğunu alarak ve başkalarının davranışlarını elimizden geldiğince doğru yorumlayarak başlayabiliriz. Eğer biri iletişim kurmak istemiyorsa, bu iletişim kurmak istememe hâli de bize aslında bir şey söylüyor. Şunu kabul etmek gerekiyor ki bizi tatmin edecek cevabı asla alamayabiliriz. Yaşananları aşmak ve devam edebilmek için üzerini hızlıca kapatmaya çalışmak yerine mutsuz olmak için kendimize izin verip biraz süre tanımamız da çok önemli. Araştırmalar, bir kayıp yaşadığımızda yaşananları herhangi birini suçlamadan sadece rahatlamak amacıyla ve olanların olumlu taraflarına odaklanarak yazmamızın da belirsizliği aşmak, cevapları bulmak ve durumu geride bırakmak için yararlı olduğunu gösteriyor8.

Sonuç olarak, belirsizliği atlatıp durumu geride bırakabilmek karmaşık bir bilişsel süreç. Bu süreci başarıyla atlatamadığımız zamanlar olsa da belirsizlikle birlikte yaşamayı öğrenmek de devam edebilmemizin yolunu açabiliyor. Hayat her zaman klasik Hollywood filmlerinin bize sunduğu kapanışı sunmayabiliyor, hatta çoğu zaman sunmuyor. Kapanışa olan ihtiyacımıza bir nebze olsun cevap verebildiğinden mi bu filmlerden sonra yaşadığımız küçük tatmin? Öte yandan hayat daha çok post-modern filmler gibi açık uçlu. Her sorumuza cevap bulamayabiliyoruz, bazen bazı şeyler düşündüğümüz gibi ilerlemiyor. Bazen başımıza gelenlerin adil olmadığını düşünüyoruz, acı çekiyoruz. Tüm bunlara rağmen hayat bir şekilde devam ediyor. Biz de kendi yolumuzu çizip değişikliklere ayak uydurmaya çabalıyoruz.

 

Yazan: Ande Ömeroğlu

Düzenleyen: Gizem Sürenkök

 

Kaynaklar

[1] Kruglanski, A. W., & Webster, D. M. (1996). Motivated closing of the mind: “Seizing” and “freezing.” Psychological Review, 103, 263-283.

[2] McAdams, D. P. (2001). The psychology of life stories. Review of General Psychology, 5, 100–122.

[3] McCoy, S. K., Pyszczynski, T., Solomon, S., & Greenberg, J. (2000). Transcending the self: A terror management perspective on successful aging. In A. Tomer (Ed.), Death attitudes and the older adult (pp. 37–63). Philadelphia: Brunner-Routledge.

[4] Webster, D. M., & Kruglanski, A. W. (1994). Individual differences in need for cognitive closure. Journal of Personality and Social Psychology, 67(6), 1049-1062.

[5] Jaśko, K., Czernatowicz-Kukuczka, A., Kossowska, M., & Czarna, A. Z. (2015). Individual differences in response to uncertainty and decision making: The role of behavioral inhibition system and need for closure. Motivation and emotion, 39(4), 541-552.

[6] Orehek, E., Fishman, S., Dechesne, M., Doosje, B., Kruglanski, A. W., Cole, A. P., … & Jackson, T. (2010). Need for closure and the social response to terrorism. Basic and applied social psychology, 32(4), 279-290.

[7] Saroglou, V. (2002). Beyond dogmatism: The need for closure as related to religion. Mental Health, Religion & Culture, 5(2), 183-194.

[8] McLean, K. C., Pasupathi, M., & Pals, J. L. (2007). Selves creating stories creating selves: A process model of self-development. Personality and Social Psychology Review, 11(3), 262-278.