Romantik İlişkiler

Kıskançlığın Psikolojisi

90b9931e-5c84-44eb-9112-c744075b706f_570.jpeg
Jealousy – Kahrs Johannes (1995)

Kıskançlık insanlık tarihi kadar eski bir kavramdır; öyle ki bu kavram edebiyattan mitolojiye, hukuk davalarından psikolojiye kadar pek çok alanda karşımıza çıkar. Çoğu insan kıskançlığı acı verici ve ilişkiyi yıpratan bir duygu olarak görür ama yine de kıskanır ve kıskanıldığını hissetmek ister1. Kıskançlık kimilerine göre aşktan, kimilerine göre düşük öz güvenden, kimilerine göre de kaybetme korkusundan kaynaklanır2Bu yüzden kıskançlık, tek ve yalın bir kavram veya duygu olarak değil, bir duygular ve tepkimeler karmaşası olarak değerlendirildiğinde daha iyi anlaşılabilir. Yapılan araştırmalar kıskançlığı en iyi tanımlayan üç duygunun kırgınlık, öfke ve korku olduğunu göstermiştir3.

Kıskançlık, önemsenen bir ilişkinin yitirilmesine ya da bozulmasına yol açabilecek bir tehlikenin varlığına karşılık verilen karmaşık bir tepki olarak değerlendirilebilir; bu sebeple de içinde kırgınlık ve korku taşır4. Kıskançlığın özünde kişinin partneriyle, hayali veya gerçek bir rakip arasındaki gerçek ya da olası bir ilişki sebebiyle algılanan, ilişkinin varlığına, niteliğine ve/veya kişinin kendi benlik saygısına yönelik tehditler yatar. Bu da kıskançlığın bir parçası olan öfke duygusunu daha iyi anlamamızı sağlar5.

Kıskançlık doğuştan gelir ve 6 aylık bebeklerde dahi bu duygu görülmektedir. Kıskançlık yaş, cinsiyet, cinsel yönelim gibi farklılıklarla ilgili değildir; kıskançlık esasen bir psikolojik mekanizmadır. Bu mekanizmanın önemli bir parçası algıladığımız durumu (tehdidi) değerlendirme aşamasıdır6. Buna göre, değerlendirmenin ilk aşamasında kişi kıskançlık yaratacak olayı veya kişiyi fark eder ve bu durumun kendisi için pozitif ya da negatif bir etkisi olup olmadığını tartar. Eğer durumun negatif bir etkisi olduğuna kanaat getirirse, değerlendirmenin ikinci aşamasına geçer. İkinci aşamada, kişi bu negatif durumun kendisi ve ilişkisi için ne anlama geldiğini daha detaylı bir şekilde değerlendirir ve vardığı sonuçlara göre ne şiddette bir tepki göstermesi gerektiğine karar verir. Birinci değerlendirme aşaması doğuştan gelen ve hayvanlarda dahi gözüken bir adım iken, ikinci değerlendirme aşaması sadece insanlara özgüdür.

Kıskançlığın en ilkel formunun kardeş kıskançlığı olduğu düşünülmektedir6. Bu duygunun daha sonra arkadaşlıkları ve romantik partnerleri bir arada tutma amacıyla evrildiğine inanılır. Bebekler yeni doğduklarında genellikle annelerini (aslında ona en çok ilgiyi ve sevgiyi veren kişiyi) kıskanırlar. Eş kıskançlığında da benzer şekilde kişi partnerinin ilgisini en fazla verdiği kişi olmayı bekler. Bu ilgi sıralamasında kendini en üstte bulamayan/hissedemeyen kişi partnerinin hayatındaki diğer kişileri kıskanmaya başlamaktadır. Bu bakış açısıyla baktığımızda kıskançlığın çok doğal ve doğuştan sahip olduğumuz bir duygu olduğu ortaya çıkmaktadır; bu sebeple de doğru dozajda ilişkiler için normal ve gereklidir. Doğru dozda kıskançlık yakın ilişkilerimizde bağ kurmamıza yardımcı olur ve bağlanma sürecini hızlandırır.  Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta kıskançlığın dozudur; çünkü kıskançlığı kontrolcü davranıştan ayıran yegâne faktör budur. Kıskançlık, kontrolcü davranışa dönüşmeye başladığında, kişiler kendilerini istismarcı bir ilişkinin içinde bulmaktadırlar3. Kıskançlığın ilişkiye zarar vermeye başladığı nokta tam da burada başlamaktadır. Gelecek yazılarımızda kıskançlığın hasetten (diğer adıyla imrenmeden) farkı ve kıskançlığın kontrolcü davranıştan farkı gibi konulardan bahsedeceğiz; böylelikle kıskançlık kavramını daha kolay anlaşılabilir hale getireceğiz. Takipte kalın!

Yazan: Berk Bilmez

Düzenleyen: Gizem Sürenkök

Kaynaklar

[1] Guerrero, L. K., & Andersen, P. A. (1998). The dark side of jealously and envy: Desire, delusion, desperation, and destructive communication. In B. H. Spitzberg & W. R. Cupach (Eds.), The dark side of close relationships (pp. 33-70). Mahwah, NJ, US: Lawrence Erlbaum Associates Publishers.

[2] Greenberg, J., & Pyszczynski, T. (1985). Proneness to romantic jealousy and responses to jealousy in others. Journal of Personality, 53(3), 468-479.

[3] Guerrero, L. K., Trost, M. R., & Yoshimura, S. M. (2005). Romantic jealousy: Emotions and communicative responses. Personal Relationships, 12(2), 233-252.

[4] Buunk, B., & Bringle, R. G. (1987). Jealousy in love relationships. In D. Perlman & S. Duck (Eds.), Intimate relationships: Development, dynamics, and deterioration (pp. 123-147).

[5] White, G.L. (1981b). A model of romantic jealousy. Motivation and Emotion, 5, 295-310.

[6] Harris, C. R. (2004). The evolution of jealousy: Did men and women, facing different selective pressures, evolve different” brands” of jealousy? Recent evidence suggests not. American Scientist, 92(1), 62-71

Reklamlar