Romantik İlişkiler

Kıskançlığın Psikolojisi

Sandy and Her Husband – Emma Amos (1973)

Kıskançlık insanlık tarihi kadar eski bir kavramdır; öyle ki bu kavram edebiyattan mitolojiye, hukuk davalarından psikolojiye kadar pek çok alanda karşımıza çıkar. Çoğu insan kıskançlığı acı verici ve ilişkiyi yıpratan bir duygu olarak görür; ancak yine de kıskanır ve kıskanıldığını hissetmek ister1. Kıskançlık kimilerine göre aşktan, kimilerine göre düşük öz güvenden, kimilerine göre de kaybetme korkusundan kaynaklanır2Bu yüzden kıskançlık, tek ve yalın bir kavram veya duygu olarak değil, bir duygular ve tepkimeler karmaşası olarak değerlendirildiğinde daha iyi anlaşılabilir. Yapılan araştırmalar kıskançlığı en iyi tanımlayan üç duygunun kırgınlık, öfke ve korku olduğunu göstermiştir3.

Kıskançlığı, önemsenen bir ilişkinin yitirilmesine ya da bozulmasına yol açabilecek bir tehlikenin varlığına karşılık verilen karmaşık bir tepki olarak değerlendirebiliriz; bu sebeple de içinde kırgınlık ve korku taşıyor4. Kıskançlığın temelinde kişinin partneriyle, hayali veya gerçek bir rakip arasındaki gerçek ya da olası bir ilişki sebebiyle algılanan, ilişkinin varlığına, niteliğine ve/veya kişinin kendi benlik saygısına yönelik tehditler yatıyor. Bu da kıskançlığın bir parçası olan öfke duygusunu daha iyi anlamamızı sağlıyor5.

Kıskançlık doğuştan geliyor ve 6 aylık bebeklerde dahi bu duygu görülüyor. Kıskançlık yaş, cinsiyet, cinsel yönelim gibi farklılıklarla ilgili değil; kıskançlık esasen bir psikolojik mekanizma olarak karşımıza çıkıyor. Bu mekanizmanın önemli bir parçası ise algıladığımız durumu (tehdidi) değerlendirme aşaması6. Buna göre, değerlendirmenin ilk aşamasında kişi kıskançlık yaratacak olayı veya kişiyi fark ediyor ve bu durumun kendisi için pozitif ya da negatif bir etkisi olup olmadığını tartıyor. Eğer durumun negatif bir etkisi olduğuna kanaat getirirse, değerlendirmenin ikinci aşamasına geçiyor. İkinci aşamada, kişi bu negatif durumun kendisi ve ilişkisi için ne anlama geldiğini daha detaylı bir şekilde değerlendiriyor ve vardığı sonuçlara göre ne şiddette bir tepki göstermesi gerektiğine karar veriyor. Birinci değerlendirme aşaması doğuştan gelen ve hayvanlarda dahi görülen bir adım iken, ikinci değerlendirme aşaması sadece insanlara özgü bir adım olarak görülüyor.

Kıskançlığın en ilkel formunun kardeş kıskançlığı olduğu düşünülüyor6. Bu duygunun daha sonra arkadaşlıkları ve romantik partnerleri bir arada tutma amacıyla evrildiğine inanılıyor. Bebekler yeni doğduklarında genellikle annelerini (aslında ona en çok ilgiyi ve sevgiyi veren kişiyi) kıskanıyorlar. Eş kıskançlığında da benzer şekilde kişi partnerinin ilgisini en fazla verdiği kişi olmayı bekliyor. Bu ilgi sıralamasında kendini en üstte bulamayan/hissedemeyen kişi, partnerinin hayatındaki diğer kişileri kıskanmaya başlıyor. Bu bakış açısıyla baktığımızda kıskançlığın çok doğal ve doğuştan sahip olduğumuz bir duygu olduğunu görüyoruz; bu sebeple de doğru dozajda ilişkiler için normal ve gerekli olduğunu söyleyebiliriz. Doğru dozda kıskançlık yakın ilişkilerimizde bağ kurmamıza yardımcı oluyor ve bağlanma sürecini hızlandırıyor.  Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta ise kıskançlığın dozu; çünkü kıskançlığı kontrolcü davranıştan ayıran yegâne faktör budur. Kıskançlık, kontrolcü davranışa dönüşmeye başladığında, kişiler kendilerini istismarcı bir ilişkinin içinde buluyorlar3. Kıskançlığın ilişkiye zarar vermeye başladığı nokta tam da burada başlıyor. Gelecek yazılarımızda kıskançlığın hasetten (diğer adıyla imrenmeden) farkı ve kıskançlığın kontrolcü davranıştan farkı gibi konulardan bahsedeceğiz; böylelikle kıskançlık kavramını daha kolay anlaşılabilir hale getireceğiz. Takipte kalın!

 

Yazan: Berk Bilmez

Düzenleyen: Gizem Sürenkök

 

Kaynaklar:

[1] Guerrero, L. K., & Andersen, P. A. (1998). The dark side of jealously and envy: Desire, delusion, desperation, and destructive communication. In B. H. Spitzberg & W. R. Cupach (Eds.), The dark side of close relationships (pp. 33-70). Mahwah, NJ, US: Lawrence Erlbaum Associates Publishers.

[2] Greenberg, J., & Pyszczynski, T. (1985). Proneness to romantic jealousy and responses to jealousy in others. Journal of Personality, 53(3), 468-479.

[3] Guerrero, L. K., Trost, M. R., & Yoshimura, S. M. (2005). Romantic jealousy: Emotions and communicative responses. Personal Relationships, 12(2), 233-252.

[4] Buunk, B., & Bringle, R. G. (1987). Jealousy in love relationships. In D. Perlman & S. Duck (Eds.), Intimate relationships: Development, dynamics, and deterioration (pp. 123-147).

[5] White, G.L. (1981b). A model of romantic jealousy. Motivation and Emotion, 5, 295-310.

[6] Harris, C. R. (2004). The evolution of jealousy: Did men and women, facing different selective pressures, evolve different” brands” of jealousy? Recent evidence suggests not. American Scientist, 92(1), 62-71