Romantik İlişkiler

İlişkiler Fizyolojimizi Nasıl Etkiliyor?

s-l640.jpg
The Siesta – Vincent Van Gogh

Dünyaya gelir gelmez, hiç tanımadığımız bu yerde kendimizi bir annenin bebeği, ablanın kardeşi ve dedenin torunu olarak onlarca ilişkinin içinde buluruz. Hayata devam edebilmemiz için birisi tarafından verilecek bakıma olan ihtiyacımız, yakın ilişkiler kurmamızı doğduğumuz andan itibaren kaçınılmaz kılar. Bağlanma kuramıyla tanıdığımız John Bowlby’e göre, evrimsel süreçte insanlar yakın ilişkiler kurmaya doğal bir eğilim geliştirmiştir1.

Peki yaşam savaşında başkalarıyla ilişki içinde olma gerekliliği sadece bebeklik ve çocukluk dönemiyle mi sınırlıdır? Kendi başımızın çaresine bakar duruma geldiğimizde artık ilişkilerin bizim için bir anlamı kalmaz mı? Öyle olduğunu düşünenler için kötü bir haberimiz var: Yapılan araştırmalar bunun tam tersini gösteriyor. İçinde bulunduğu ilişkiler insanı etkilemeye ömür boyu devam ediyor. Dahası, en temel ihtiyaçlarımız bile ilişkilerimizle birlikte şekilleniyor.

Gündelik hayatımızı düzenlemekle sorumlu mekanizma olan biyolojik ritim; uyku-uyanıklık döngüsü, beslenme, hormonların salınımı gibi hayati faaliyetleri kontrol eden bir iç saattir. Metabolizmamızın bu iç saati başta ışık olmak üzere dış faktörlerden de oldukça etkilenir. Havanın sıcaklığı, yapılan egzersiz ve sosyal tercihlerimiz gibi biyolojik ritmimizin işleyişine etki eden bu faktörlerden belki de en önemlisi ise yakın ilişkilerimiz2,3.

Araştırmalar, partnerlerin zaman içinde birbirlerinin biyolojik ritmi üzerinde büyük rol oynar hale geldiklerini gösteriyor4.  Partnerlerin birbirlerinin biyolojik ve davranışsal işleyişlerini düzenlemesi olarak ele aldığımız bu süreç, ilişkilerin etkisinin hayat boyu sürdüğünün bir kanıtı. Hatta bu etkileşim, partnerler fiziksel olarak birbirine yakın olmasa bile sadece partnerlerinin akıllarındaki hayali varlıklarıyla dahi aktive olabiliyor5.

Uyku-uyanıklık döngüsü, partnerlerin birbirinin hayatında düzenlediği en önemli süreçlerden biri. Partnerimizle birlikte uyumak, gün boyunca ihtiyaç duyduğumuz güven ve sıcaklığı kolayca sağlayabiliyor. Örneğin, aşağı yukarı aynı zamanlarda uyuyan ve uyanan çiftlerin daha uyumlu olduğu, daha az tartışma yaşadıkları, ortak aktivitelere ve cinsel ilişkiye daha fazla zaman ayırdıkları gözlemleniyor6. Başka bir araştırmaya göre ise uyku düzenleri partnerleriyle uyum içinde olan kadın katılımcılar, partnerleriyle birlikte geçirdikleri gündelik vakitleri daha kaliteli buluyorlar7. Diğer taraftan, ilişkilerdeki fiziksel ve duygusal yakınlık çiftlerin uyku kalitesiyle de yakından ilişkili. Çiftlerin kısa süreli veya kalıcı ayrılıklarda yaşadıkları en büyük sorunlardan birisi uyku problemleri. Ayrıyken deneyimledikleri uykusuzluk veya kalitesiz uyku gibi sorunlar çiftler yeniden bir araya geldiğinde ortadan kalkıyor8.

İlişkilerin fonksiyonlarından bir diğeri de yeme alışkanlıklarımız üzerine. Eşlerinden ayrı kalan kadınlarda iştah değişimlerine sıkça rastlanıyor. Anne kaybı veya anneden mahrumiyetin semptomlarından en önemlisi ise yine eksik gıda alımı2. Shahar ve meslektaşları (2001) çalışmalarında, boşanmış veya eşini kaybetmiş kişilerde kilo kaybının evlilere oranla daha fazla olduğunu göstermeyi başardılar9. Boşanmış katılımcıların ise boşanmadan sonraki ilk 6 ayda iştahsızlık ve kilo kaybı rapor ettiği biliniyor. Aynı zamanda, partnerler birlikte yemek yemeyi ilişkide olduklarının bir göstergesi olarak görüyorlar.

Yapılan çalışmalar ışığında şu sonuca varabiliriz ki, uyku ve beslenme gibi en temel hayati fonksiyonlarımız dahi yakın ilişkilerimizle tutarlı şekilde ilerliyor. Durum böyle iken insanın ilişkiselliğini sorgulamak için hiçbir sebep kalmıyor da diyebiliriz.

Yazan: Beyzanur Arıcan

Düzenleyen: Gizem Sürenkök

Kaynaklar

[1] Bowlby, J. (1982 [1969]). Attachment and loss: Vol. 1. Attachment (2nd ed.). New York, NY: Basic Books.

[2] Hofer, M. A. (1984). Relationships as regulators: A psychobiological perspective on bereavement. Psychosomatic Medicine, 46, 183-197.

[3] Pipp, S., & Harmon, R. J. (1987). Attachment as regulation: A commentary. Child Development, 58, 648-652.

[4] Sbarra, D. A., & Hazan, C. (2008). Coregulation, dysregulation, self-regulation: An integrative analysis and empirical agenda for understanding adult attachment, separation, loss, and recovery. Personality and Social Psychology Review, 12, 141-167.

[5] Selcuk, E., Zayas, V., Günaydin, G., Hazan, C., & Kross, E. (2012). Mental representations of attachment figures facilitate recovery following upsetting autobiographical memory recall. Journal of Personality and Social Psychology, 103, 362-378.

[6] Larson, J. H., Crane, D. R., & Smith, C. W. (1991). Morning and night couples: The effect of wake and sleep patterns on marital adjustment. Journal of Marital and Family Therapy, 17, 53-65.

[7] Hasler, B. P., & Troxel, W. M. (2010). Couples’ nighttime sleep efficiency and concordance: Evidence for bidirectional associations with daytime relationship functioning. Psychosomatic Medicine, 72, 794-801.

[8] Diamond, L. M., Hicks, A. M., & Otter-Henderson, K. D. (2008). Everytime you go away: Changes in affect, behavior, and physiology associated with travel-related separations from romantic partners. Journal of Personality and Social Psychology, 95, 385 – 403.

[9] Shahar, D. R., Schultz, R., Shahar, A., & Wing, R. R. (2001). The effect of widowhood on weight change, dietary intake, and eating behavior in the elderly population. Journal of Aging and Health, 13, 186-199.