Arkadaşlık İlişkileri Erken Çocukluk İlişkileri Romantik İlişkiler

Bağlanma Stilleri

Dance-Henri-Matisse-1910-Sense-making-may-be-seen-as-a-participatory-dynamic-dance.png
Dance – Henri Matisse (1910)

Çocuklukta ve yetişkinlikte yakın ilişkileri anlamlandırmaya yönelik geliştirilen teoriler arasında belki de en çok etki bırakan ve hakkında en çok bilimsel kanıt bulunan teori Bağlanma Teorisi’dir1. Bu teori öncelikle çocukların ebeveynleriyle olan ilişkilerini anlamlandırmak için ortaya atılmış olsa da, sonraki yıllarda yetişkinlerin ilişkilerini incelemekte de sıklıkla kullanılmıştır2. Bağlanma teorisinin özünde insanların güven, huzur, sevgi gibi ihtiyaçlarını bir başkasından (çocuklukta ebeveyn, yetişkinlikte genelde romantik partner) sağlama ihtiyacı yatar. Bu teoriye göre erken çocukluk döneminde ebeveynlerimizle yaşadığımız deneyimler, ileride yakın olduğumuz insanlardan beklentilerimizi oluşturmamıza yardımcı olmaktadır. Bu beklentiler üzerinden yaşadığımız hayatımızda genelde beklentilerimizi karşılayan insanlarla birlikte oluyor ve sonuç olarak ebeveynlerimizle kurduğumuz ilişkilere benzer deneyimler yaşıyoruz.

Bağlanma Teorisi ortaya atıldıktan kısa bir süre sonra Mary Ainsworth 12 aylık çocuklarla yaptığı deneylerde çocukların genelde 3 farklı bağlanma türü olduğunu ortaya çıkarmaktadır3. Bunlar sırasıyla güvenli, kaygılı-kararsız ve kaçınmacı bağlanma türleridir: Güvenli bir bağlanma türüne sahip çocuklar ebeveynlerinden ayrıldıklarında sıkıntı yaşasalar da tekrar bir araya geldiklerinde çabucak sakinleşip, normale dönüyorlar. Bu çocuklar ebeveynlerinin varlığında kendilerini güvende hissedip bağımsızca etrafı anlamaya ve oyun oynamaya yöneliyorlar. Çocukların %67’sinin bu kategoride olduğu düşünülmektedir. Kaygılı-kararsız şekilde bağlanan çocuklar ise ebeveynleri yanlarındayken bile huzursuzlar. Yaşadıkları güvensizlik duygusundan dolayı güvenli bağlanan çocuklar gibi huzurlu bir şekilde etrafı anlamak ya da oyun oynamak gibi aktivitelerde bulunamamaktadırlar. Ebeveynlerinden ayrıldıklarında sıkıntı yaşıyorlar ve ebeveynleri geri döndüğünde dahi kolayca yatışmıyorlar, ebeveynlerine duydukları kızgınlık geçmediği gözlemlenmiştir. Çocukların %12’sinin bu kategoride olduğu düşünülmektedir. Son olarak kaçınmacı bağlanma türündeki çocuklar ebeveynlerinden tamamen kaçınacak şekilde davranıyorlar. Aynı odadayken onlarla çok fazla ilişki kurmuyorlar, ayrıldıklarında ağlamıyorlar, bir araya geldiklerinde de ebeveynle bir temas kurmaya çalışmıyorlar. Çocukların %21’inin de bu kategoride olduğu düşünülmektedir.

Bilim insanları yetişkinlerde bağlanmayı, kategorilere ayırmaktansa düzlem üzerinde incelemenin daha uygun olduğunu düşünüyorlar; çünkü hiçbir insan tam olarak bir kategoriye uymamaktadır4. Bağlanma düzleminde iki eksen bulunmaktadır: bağlanma kaygısı ve bağlanma kaçınması. Bağlanma kaygısı kişinin ilişkisine dair duyduğu kaygılarla ilgiliyken, bağlanma kaçınması kişinin bir ilişki kurmaktan ne kadar kaçındığını ölçer. Bu eksenler kullanılarak kategoriler oluşturmak da mümkündür. Buna göre eğer kişi düşük bağlanma kaygısına ve düşük bağlanma kaçınmasına sahipse, bu kişi düzlemin güvenli bölgesinde bulunmaktadır. Güvenli bölgede olmak kişinin başkalarıyla yakınlık kurmaktan rahatsız olmadığını, kendini bir başkasıyla güvende hissedebildiğini ve bir başkasından destek almaktan kaçınmadığını işaret eder. Bu kişi ilişkilerinde genel olarak bir güven ve bağlılık problemi yaşamamaktadır. Kişi eğer yüksek bağlanma kaygısına ve düşük bağlanma kaçınmasına sahipse, bu kişi de kaygılı bölgede yer almaktadır. Bu özelliğe sahip insanlar karşılarındaki insana fazlaca yakınlık gösterir ve sürekli bir terkedilme korkusu yaşar. Düşük bağlanma kaygısı, yüksek bağlanma kaçınması kişiyi kaçınmacı bölgeye yerleştirirken, hem yüksek bağlanma kaygısı hem de yüksek bağlanma kaçınması korkulu-kaçınmacı bölgeye denk gelmektedir. Kaçınmacı bölgedeki insanlar duygusal olarak başkalarına yaslanmaktan hoşlanmamakta, sadece kendilerine güvenmektedirler. Yakınlık duygusu onları geren ve rahatsız eden bir duygudur. Korkulu-kaçınmacı bölgedeki insanlar ise bir yandan yakınlık kurmak isterken diğer yandan başkasına güvenmekten korktukları için samimi ilişkiler kurmakta güçlük çekerler. Bu bölgeleri daha iyi anlamak için aşağıdaki şekli inceleyebilirsiniz.

image1.png

Bağlanma düzlemi

Bağlanma türleri temellerinde yatan bilişsel, duygusal ve davranışsal bileşenler incelenerek daha iyi anlaşılabilir5. Bilişsel düzeyde güvenli bağlanma türüne sahip kişiler diğer insanlara güvenme konusunda daha olumludurlar. Diğer insanların yakınlık beklentilerini karşılayabileceklerine inanırlar. Diğer bağlanma türleri bu konuda genel olarak olumsuzdur. Diğer insanlara güvenemeyeceklerini düşünürler. Duygusal düzeyde, güvenli bağlanan kişiler her zaman arkalarını kollayacak ve ihtiyaç duyduklarında danışabilecek birileri olduğunun farkındadır ve sosyal ilişkilerinde kendilerini güvenli ve rahat hissederler. Bu nedenle de hayatı normal temposunda yaşamak ve sosyalleşmek bu kişiler için daha kolaydır. Bağlanma kaygısı yüksek olan kişiler ise ilişkilerine dair daimi bir korku ve kaygı hissi taşırlar; diğer insanların onlara ihtiyaç anında destek vermeyeceği konusunda endişelenirler. Bağlanma kaçınması yüksek olan insanlar ise kaçınma ve öfke gibi negatif duygular taşırlar. Bu kişiler diğer insanlarla olan ilişkilerini sınırlamaktadırlar ve diğer insanların yanındayken kendilerini rahatsız hissetme eğilimindedirler. Davranışsal düzeye bakıldığında, güvenli bağlanan kişiler bir sorunları olduğunda yakınlarıyla sağlıklı iletişim kurarlar ve onlardan destek alırlar. Bağlanma kaygısı yüksek olanlar ise stres sinyalleri yayarlar ve bunların başkaları tarafından anlaşılmasını beklerler. Sürekli ilgi talep ederler ve öfke gösterirler. Bağlanma kaçınması yüksek olan kişiler ise diğer kişilerden hiçbir zaman bir şey beklemez ve talep etmez, kendilerini geri çekerler.

Bağlanma türleri, insanların yakın ilişkilerinde iki önemli faktörü oldukça etkilemektedir: Bağlılık ve yakınlık. Güvenli bağlanan insanlar ilişkilerinde sağlıklı ve rahat bir şekilde bağlılık ve yakınlık geliştirirken, kaygılı bağlananlar ise ilişkinin yeterince olgunlaşmasına zaman vermeden fazlaca samimiyet ve bağlılık kurmaya çalışır ve diğer insanlarla gereğinden fazla bilgiyi çok kısa sürede paylaşma eğilimi gösterirler. Kaçınmacı bağlananlar ise ilişkide bağlılık kurma konusunda oldukça isteksizdirler ve insanlarla aralarına mesafe koyarak paylaşım yapmaktan kaçınırlar.

Bağlanma türlerimiz hayatımızın birçok alanında, ama en önemlisi yakın ilişkilerimizde, çok önemli bir rol oynarlar. Bu da gösteriyor ki erken dönemde edinilen deneyimler, hayatımız boyunca ilişkilerimizde bizi etkileyebilir. Fakat elbette kişinin sahip olduğu bağlanma türü – kolay olmasa da – değişebilir/değiştirilebilir. Bağlanma teorisi ve bağlanma türleri ile ilgili ilerleyen günlerde başka yazılarla da karşınızda olacağız.

Takipte kalın.

Yazan: Berk Bilmez

Düzenleyen: Gizem Sürenkök

Kaynaklar

[1] Bowlby, J. (1969). Attachment and loss: Vol. 1. Attachment (2 nd ed.). New York: Basic Books.

[2] Hazan, C., & Shaver, P. R. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52, 511-524.

[3] Ainsworth, M. D. S., Blehar, M. C., Waters, E., & Wall, S. (1978). Patterns of attachment: Assessed in the strange situation and at home. Hillsdale, NJ: Erlbaum.

[4] Brennan, K. A., Clark, C. L., & Shaver, P. R. (1998). Self-report measurement of adult attachment: An integrative overview. In J. A. Simpson & W. S. Rholes (Eds.), Attachment theory and close relationships (pp. 46-76). New York: Guilford Press.

[5] Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2003). The attachment behavioral system in adulthood: Activation, psychodynamics, and interpersonal processes. Advances in experimental social psychology, 35, 56-152.