Arkadaşlık İlişkileri Romantik İlişkiler

Geleneksel Erkeklik Kavramının Erkeklerin Yakın İlişkilerine Etkileri

5042404896_4d77b0a414_b.jpg
Frida Kahlo Self-Portrait (1940)

2011’de Miami Heat ve Dallas Mavericks arasında oynanan NBA finalini, açık favori

olarak görülen Heat kaybetti. Ancak bu sürpriz yenilgiden bile daha çok konuşulan bir konu vardı: Heat oyuncusu Chris Bosh’un son maçın ardından soyunma odasına ağlayarak gitmesi. Bosh kendisini onu bu anlarında gösteren videonun viral hale gelmesinin ardından medya tarafından ‘yumuşak’ olmakla eleştirilmişti. Ona, hayatı boyunca hayalini kurduğu bir şeyin avucundan kayıp gitmesine üzülme hakkı – iyi günde ve kötü günde koruması gereken erkekliğini zedelediği için – verilmedi.

Geleneksel erkeklik anlayışının kendisine medyada en çok yer bulduğu grup sporcular

olduğu için, spor tarihi de sporcuların erkekliklerinin yetersiz olduğu eleştirilerinin üzerine fazla düşünülmeden, sırf zarar vermek amacıyla kullanıldığı örneklerle dolu. Bu yüzden onların üzerindeki baskıyı rahatlıkla toplumdakinin bir yansıması olarak görebiliriz. Üstelik, cinsiyet normlarının kadınlar ve cinsel azınlıklarla beraber erkeklerde de çok derin yaralara sebep olduğunu göz önünde bulundurursak; bu yaraların izlerini erkeklerin gerek romantik gerek arkadaşlık gerek de aile ilişkilerinde gözlemleyebiliriz.

Toplumdaki geleneksel erkeklik ideolojisini dört temel yargıyla özetleyebiliriz:

Erkekler feminen olmamalıdır, erkekler başarılı ve saygı duyulur olmayı hedeflemelidir,

erkekler asla güçsüzlük göstermemelidir ve erkekler şiddete dahi ulaşacak seviyede risk ve maceraya açık olmalıdır1. Maalesef, bu özellikleri belirgin şekilde gösteren erkeklerde yakınlıktan kaçınma, romantik ilişkilerden tatmin olmama, çocuk bakımında baba olarak daha az rol alma, duygularına yabancılaşma ve taciz ve tecavüze yatkınlık gibi sorunların gözlenme seviyesi daha yüksektir2. Duygularına ket vurmak toplumda erkeklere sıkça öğütlense de bu durum duyguların körelmesine ve kötü duygularla beraber iyi duyguların da bastırılmasına sebep olduğu için aslında erkeklerin insan olarak hissiz ve ölü canlılara dönüşmesiyle sonuçlanır.

Erkekler en çok da güçsüz olduklarını veya yakınlık kurmak istediklerini belirtecek

duyguları göstermekte zorlanırlar. Bu da onların çevrelerindeki insanlarla güçlü duygusal bağlar kurmalarını çok zorlaştırır3. Hissetmeyen ve hissettiğinde de bunu göstermeyen erkekler kendilerini varoluşsal ve duygusal bir yalnızlığa sürüklerler. Ayrıca erkeklerin birbirlerine sevgilerini göstermekten kaçınması da aralarındaki ilişkilerin daha sağlam temellere oturmasını engeller4. Bu da erkeklerin kendi aralarındaki ilişkilerin sığ olmasına sebep olur. Çapkınlık, cinsiyetçilik (özellikle de kadınlardan üstün oldukları düşüncesi) ve kendi kendine yetebilme isteği ise erkeklerin akıl sağlıklarını en olumsuz etkileyen erkeklik özellikleridir. Üstelik bunlar sadece heteroseksüel erkekler için değil cinsel azınlıklar için de geçerlidir5.

İronik bir şekilde cinsiyetçilikten yarar sağlıyormuş gibi gözüken erkeklerin yine cinsiyetçilik yüzünden akıl sağlıkları kalıcı bir şekilde zarar görür. Başka bir deyişle, bütün bu cinsiyetçi sosyal normlar birbirlerini tetikleyerek hepimizi kısır bir döngüye sokar. Erkeklerin romantik partnerleri dışında kimseyle duygularını paylaşamamaları ise heteronormatif bir dünyada kadınların erkeklerin bakıcılarına dönüşmelerine sebep olur6.

Kadın haklarını savunan siyasi hareketlerle beraber ev işlerini paylaşmak, daha aktif

bir babalık rolü üstlenmek veya en derin hislerini paylaşmak gibi baskılar 1990’ların

ortalarından beri erkeklerin erkek oldukları için duydukları gururun hiç olmadığı kadar

azalmasına sebep oldu. Öyle inanıyoruz ki bütün bu – olumlu – baskılarla beraber artık

geleneksel erkeklik kavramının sorgulanıp, baştan yaratılmasının ve toplumun bütün

bireylerine zarar veren mevcut cinsiyetçi değerlerin bir kenara bırakılmasının zamanı çoktan geldi de geçiyor.

Yazan: Orhun Ogün Yücel

Düzenleyen: Gizem Sürenkök

Kaynaklar

[1] Brannon, R. (1976). Looking at the Male Role. Contemporary Psychology: A Journal of

Reviews, 21(11), 795-796.

[2]  Levant, R., & Richmond, K. (2007). A Review of Research on Masculinity Ideologies Using the Male Role Norms Inventory. The Journal of Mens Studies, 15(2), 130-146.

[3]  Levant, R. F., & Kopecky, G. (1995). Masculinity Reconstructed: Changing The Roles Of Manhood–At Work, In Relationships, And In Family Life. PsycEXTRA Dataset.

[4]  O’neil, J. M. (2008). Summarizing 25 Years of Research on Mens Gender Role Conflict

Using the Gender Role Conflict Scale. The Counseling Psychologist, 36(3), 358-445.

[5] Supplemental Material for Meta-Analyses of the Relationship Between Conformity to

Masculine Norms and Mental Health-Related Outcomes. (2016). Journal of Counseling

Psychology.

[6] Addis, M. E., & Mahalik, J. R. (2003). Men, masculinity, and the contexts of help

seeking. American Psychologist, 58(1), 5-14.

Reklamlar