Arkadaşlık İlişkileri Romantik İlişkiler

Duygusal Acı, Fiziksel Acıyla Aynı Olabilir Mi?

Edward_Hopper_Summer_Interior.jpg
Summer Interior – Edward Hopper (1909)

Hemen hemen her birimiz, kalbimiz kırıldığında, bir ortamda dışlandığımızı hissettiğimizde ya da sevdiklerimiz tarafından beklediğimiz ilgiyi göremediğimizde “canım çok yanıyor” ifadesini kurmuşuzdur. Peki bu kayıplar gerçekten de bizde bir acıya sebep oluyor mu? Hissettiğimiz bu acı fiziksel olarak yaşadığımız bir acıyla, bir yerimizi incittiğimizde duyduğumuz sızıyla gerçekten de aynı olabilir mi? Yapılan araştırmalar, bize bu sorunun cevabının evet olabileceğini söylüyor. Yaşadığımız duygusal acı ile (birinin kaybı, dışlanma, aldatılma vs.) fiziksel acı beyinde aynı bölgeleri uyarıyor ve her ikisi de nörobiyolojimizde ve sinirsel altyapımızda aynı etkilere sahip1.

Araştırmacılar, bu iki acı türünün üzerimizdeki etkisini incelemek adına Cyberball adlı internet üzerinden oynanan bir oyun düzenliyor. Bu oyunda, katılımcılar, gerçekten var olduğunu düşündükleri fakat aslında bilgisayar simülasyonu olan 2 farklı oyuncuyla bir top oyunu oynuyorlar. Buna göre, oyuncular birbirlerine topu atıp tutuyorlar. Oyunun ilk turunda, katılımcının karşısındaki 2 bilgisayar simülasyonu, katılımcıyı oyuna dahil ediyor fakat ikinci tura gelindiğinde, katılımcıya bir tür sosyal dışlanma uygulanıyor ve top atılmıyor. Oyunun ilk 2 turu bittikten sonra, katılımcıların beyin faaliyetleri görüntüleniyor ve bulunan sonuçlara göre, oyuncuların oyundan dışlandığı zaman içerisinde, beyinlerinde fiziksel acının verdiği stresle birlikte aktive olan bölgelerin etkin hale geldiği görülüyor.

Bunun üzerine, bu iki acı türünün arasındaki ilişkiyi daha iyi anlamak adına bir acı türüne dayanıklılığı az olan kişilerin diğer acı türüne karşı nasıl bir dayanıklılık gösterdiği araştırılıyor ve bulgular bir türe dayanıklılığı az olan ya da çok olan kişilerin diğer türe de benzer şekilde dayanıklılık gösterdiği yönünde. Örneğin, fiziksel acı eşiği düşük olan bir kişi, herhangi bir ortamdan dışlandığında ya da sevdiği birini kaybettiğinde, bu durumla daha zor bir şekilde başa çıkabiliyor. Diğer bir çalışma ise bize bir acı türünü hafifleten şeylerin, diğer acı türünü de dindirebildiğini gösteriyor.

Fiziksel acı esnasında belirli katılımcalara sevdikleri kişiler tarafından el tutmak, sarılmak gibi sosyal bir destek verilirken, öteki katılımcalara herhangi bir destek verilmiyor ve bu kişilerin beyin faaliyetleri incelendiğinde, beyinlerindeki acıyla ilişkili bölgelerin aktivitesinde azalma görülüyor. Yine aynı şekilde, sosyal bir acı yaşayan bir grup katılımcıya ağrı kesici etkiye sahip bir ilaç verilirken, diğer bir grup katılımcıya plasebo* veriliyor. Katılımcıların beyin görüntülerine bakıldığında, ağrı kesici verilen katılımcıların, acıyla ilgili bölgelerinin çok daha az aktif olduğu bulunuyor.

Tüm bu bulgular gösteriyor ki, beynimizde acıyla ilişkili bölgelerin aktif hale gelmesi için yalnızca fiziksel bir acı yaşanmasına gerek yok, duygusal acı da aynı miktarda etkili. O kadar ki, sadece kaybetmiş olduğumuz sevgilimizi düşünmek bile bu bölgelerin aktif hale gelmesini sağlayabiliyor2, bu da bize insan beyninin aslında ne denli hayranlık uyandırıcı bir yapı olduğunu bir kez daha gösteriyor.

*Plasebo: Plasebo, ilaçların etkisini araştırmak için kullanılan deneylerde, katılımcılara ilaçmış gibi verilir, aslen hiçbir fonksiyonu yoktur çünkü hiçbir etken madde içermez. İlacın olası psikolojik etkilerini de hesaba katmak için geliştirilen bir yöntemdir.

Yazan: Begüm Yılmaz

Düzenleyen: Gizem Sürenkök

Kaynaklar

[1] Eisenberger, N. I. (2012). Broken Hearts and Broken Bones: A Neural Perspective on the Similarities Between Social and Physical Pain. Association for Psychological Science, 21(1), 42-47.

[2] Kross, E., Berman, M. G., Mischel, W., Smith, E. E., & Wager, T. D. (2011). Social rejection shares somatosensory representations with physical pain. Proceedings of the National Academy of Sciences, 108(15), 6270-6275.

Reklamlar